Yaşadığınız aşk mı değil mi?


Aşkı hayatımıza neden çekemiyoruz? İlişkilerimiz nasıl amansız bir güç savaşı haline geldi? Kadın ve erkek doğasını ne zaman unuttu? Aşk maskesi takmış farklı duygularımızı nasıl ayırt edeceğiz? İşte ‘aşksal’ sorulara uzman cevapları! 

Aşık olmak ve ilişkiye aşkla devam etmek en büyük arzumuz. ‘Tek’ olmak ise büyük özgürlük ama özgür olmanın bedeli yalnızlık mı?” diye soruyor Psikoterapist ve Aile Hekimi Uzmanı Dr. Seda Ülgen ve Erhan Altunay. İnsana Güven Eğitim ve Danışmanlık Merkezi’nde “Tek mi, Çift mi?” ismiyle verdikleri seminerde, “Aşkı hayatımıza neden çekemiyoruz? İlişkilerimiz nasıl amansız bir güç savaşı haline geldi? Kadın ve erkek doğasını ne zaman unuttu? Aşk maskesi takmış farklı duygularımızı nasıl ayırt edeceğiz?” gibi sorulara, katılımcılarla birlikte yanıt arayan uzmanlar, röportajımızda ‘aşksal’ durumları anlamamız için önemli ayrıntılar veriyor.

Aşk maskesi takmış duygular

İnsanların aşk hayatında sürekli çekildiği belirli bir tip vardır, örneğin bir kadın hayatı boyunca karizmatik, çekici bir erkek tipine çekiliyor. Aslında o çekim yaratan erkek tipinin, kişide uyandırdığı bazı duygular var. “Onun güçlü, karizmatik ve paralı olması bana güven veriyorsa ben ona aşık olduğumu düşünüyorum”. Burada güven arayışıyla birlikte, kişinin kendi duygularını tam olarak tanıyamaması, bunu bir başkasından karşılamaya çalışması var. Bu amaçla ilişki yaşamaya başlıyor ve bir süre sonra güveni dışarıda aradığından ve bunu bulamadığı zamanlarda hayal kırıklığı yaşadığından, güven ile güvensizlik hisleri arasında gidip gelmeye başlıyor. Aynı zamanda bu süreçte kendisini yetersiz ve değersiz hissediyor. Kendini ve o aşkın güzelliğini yaşayacakken yetersizlik, değersizlik duyguları içinde ilişkisini devam ettirmeye çalışıyor ya da ayrılıyor ama yeniden aynı şeyleri yaşayacağı başka ilişkilere çekiliyor. Bir süre sonra da aşka, sevgiye inancı kalmıyor ve ilişki kurmamaya başlıyor.

Bu “aşk” değil!

Genellikle aşk yaşanamadığında, başkaları tarafından engellendiğinde, belirsizlik olduğunda bunlar hep aşk olarak tanımlanıyor. Cinsellik de aşkla karıştırılan tutkulardan. Tutku, aşk içinde yaşanacak duygulardan ama tutkuyu birçok şeye karşı yaşayabilmek mümkün. İlişki sadece tutkuyla yürüyorsa içinde bağımlılık vardır. Sonuç olarak aşk kişiye iyi gelmiyorsa mutlaka başka bir noktaya dokunuyordur.

Aşk hasta ve huzursuz ediyorsa yanlış giden bir şey var demektir!

Aşk ortak alanda yaşanan güzel bir duygu. Aşk hasta ve huzursuz ediyorsa yanlış giden bir şey var demektir. Bunun için kişinin önceki ilişkilerini tanımlaması, ana hatlarını ortaya çıkarması gerekiyor. Muhakkak o öyküler içinde birbirini tekrarlayan senaryolar olacaktır. Bunları bulması şart. Bu sayede kişinin belli bir saplantısı ya da kendini geliştirmesi gereken yön belirleniyor.

Erkekler tam erkek, kadınlar tam kadın olamıyor…

Günümüz koşullarında asıl sorun erkeğin tam olarak erkek, kadının tam olarak kadın olamayışı yani cinsel rollerin tamamlanmamış olması. Burada mitoloji ve eski kültürler devreye giriyor. Çünkü inanç ve düşüncelerimiz ne olursa olsun içimizde o eski insan yaşıyor. Eski kültürlerde insanların birey olması için birtakım törenler yapılıyordu, şimdi bunlar kalmadı. Erkek bazı sınavlardan geçiriliyordu. Ölüm deneyimini yaşatıyorlar, erkekliğini ispatlaması için avlanmasını istiyorlardı.

Oysa günümüzde erkeğin erkekliğini sergileyebilecek alanı yok. Sünnet törenleri var, o da çocukların anlayamadığı yaşlarda, anlayamadığı törenlerle oluyor ve erkek gücünü işinden, arabasından alıyor. Oysa artık kadın da çalışıp parasını kazanıyor. Kadınların sorunları daha az komplike. Çünkü kadın, kadından doğuyor ama erkek kadından doğuyor ve annesinin esiri oluyor bizim gibi toplumlarda. Evliliklerde rastlanan, erkeğin sorumluluk almayışı, annesinin dediğini yapması karşımıza çok sık çıkıyor.

İlişkilerde güç kavgası

Kadının en büyük sorunu çağımızın getirdikleri. Geçmişte evinde oturan, erkeğine hizmet eden bir kadın modeli vardı. O kadın özgür değildi, para kazanmıyordu, alanı yoktu ama şu anda çalışan kadın modeli var. Bizler bir şeyi örnekleyerek öğreniyoruz. Önümüzde, çalışan model erkekler var. Bu erkek güçlü duracak, duygularını ve zayıf kısımlarını belli etmeyecek. Kadın da bunları öğrenince, ilişki içinde güçlü durup, zayıf kısımlarını göstermeyen bir kadın modeli oluştu. Erkek de aynı davranış kalıbında.

Böyle olunca sorunlar başlıyor. Buna ‘kumanda kavgası’ deniyor. TV kumandasının kavgası ile ilişkinin kumandası çatışıyor. Eğer kadın kumandayı alıyorsa yönetmeye başlayıp, anneleşiyor. Oysa aşkı ancak eşit, karşılıklı ve dengeli ilişkilerin yaşanacağı ortak bir alanda var edebiliriz. Hükmederseniz, “şunu yap, eve para getir” derseniz anne olursunuz ve erkek gücünü başka yerde aramaya başlar.

Aşkın tarifi yok mu?

En büyük sorunlardan biri de aşkın tanımlanamaz olması. Havayı tarif edin dediğimizde edemezsiniz. Deneyimlediğiniz şekilde bilirsiniz. Hava bazısı için nefestir, bazısı için lodostur. Aşkı ve sevgiyi de tanımlamayı bilmiyoruz. Anne-babamızdan gördüğümüz şeyi ya da dizilerdeki patalojik ilişkileri aşk zannediyoruz.

Diziler aşkı yanlış anlatıyor!

Dizilere baktığımızda anneye bağımlı, erkekliğini tamamlayamamış, kendi içinde erkekliğiyle çatışan erkeklerin yaşadığı çatışmalar var. İlişki içinde, gücünü kadını ezerek yaşamaya çalışan erkekler görüyoruz. Kadına saygısızlığı, verdiği yalnızlık duygusunu “Ne büyük aşk. Duygularına pirim vermeyen adam” diye izliyoruz. Oysa bunların hepsi patolojik ve bunları örnek alıyoruz. Ya da kendi ilişkilerimizde yaşadığımız sorunları, herkes böyle yaşıyor diye çözümleme yoluna gitmiyoruz.

Günümüz aşk ilişkilerinde de dengesizlik ve birçok var olmamış duygu var. Farz edin, birlikte yaşadığınız bir eviniz var. Siz evin tüm alışverişini, temizliğini üstleniyorsunuz, karşıdaki ise sadece tv izliyor. Buna nasıl bir dengeler ilişkisi dersiniz? Bir kişinin “Seni seviyorum, sana aşığım” demesi hiç önemli değil. Eğer bir insanı seviyorsanız, ona kendinize dair bir şeyler vermeniz lazım. Bunun için kendinizi sürekli yenilemeniz, geliştirmeniz gerekir ki karşılıklı verebilesiniz. Kendinizi değiştirecek bakış açısı, hobiler, kültür aktiviteleri edinin ki o insan size baktığında devamlı devinim görsün ve o da bunu yapsın. O zaman ilişki canlı olur.

Aşk için birey olmak gerekir. Birey olmak kişinin kendi hayatıyla ilgili arzularını hayallerini oluşturabilmesi ve bunları gerçekleştirecek cesaret ve sorumluluğa sahip olması demek. Birey olmayı ayrı evde yaşamak olarak anlıyoruz. Oysa çoğumuz kendimizle ilgili istek ve seçimlerimizi sorgulayıp sorumluluk almıyoruz. “X kişiyle beraber olmak istiyorum, tamam. Ama onun sorumluluğunu alamıyorsam da bu aşk değil.”

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: