Düşünceler ne zaman takıntı haline gelir?


Hepimizin titizlik, simetriye önem verme, kapıyı-pencereyi kontrol etme gibi küçük takıntıları olabilir. Peki nedir bu takıntıların altında yatanlar?

Takıntılarınızı hafife almayın! Bu takıntılar kişinin yaşamla ve çevresiyle ilişkisini bozmaya başlamışsa, bunun psikiyatrideki adıyla Obsesif -Kompulsif Bozukluk – OKB (Saplantı-Zorlantı Hastalığı) olabileceği üzerinde düşünülmeli.

Saplantılar ya da takıntılar ve buna eşlik eden zorlantıların incelenmesi insanlık tarihi kadar eski. Shakespeare’in Macbeth’inde Obsesif Kompülsif Nevrozun klasik bir örneğini görüyoruz. Lady Macbeth’in ince manevraları ve etkilemesi ile kocası Macbeth, Kral Duncan’ı katleder. Bundan sonra Lady Macbeth’de el yıkama hastalığı başlar… “Ve Arabistan’ın bütün kokulu sabunları getirilse bu elin kirleri temizlenemez” der ve sürekli ellerini yıkar. “Saplantı veya takıntı, irade dışı, bireyi tedirgin eden, benliğe yabancı (ego-dystonic), bilinçli çaba ile kovulamayan, ortadan kaldırılamayan, düşünmeden edilemeyen ve inatçı biçimde tekrarlayan düşüncelerdir.” Acıbadem Hastanesi Bursa Psikiyatri Uzmanı Bekir Tasalı böyle yapıyor saplantının tanımını. Saplantı-Zorlantı hastalığında kişi, saplantılarının aklına gelmemesi için olağanüstü çaba sarf eder, fakat zorlandıkça istenmeyen düşünceler yine gelir ve bunu istenmeyen hareketler (kompülsiyonlar) takip eder…

Saplantılı zorlantı bozukluğunun genellikle genç yaşta, 18 – 25 yaş aralığında görülmeye başlandığını söyleyen Psikiyatri Uzmanı Bekir Tasalı konuyla ilgili şu bilgileri veriyor: “Erkeklerde daha erken yaşlarda görülebildiğini biliyoruz. Bu tip reaksiyonların başlangıcında belirtiler hafif ve sinsi bir şekilde başlar. Bireyin bizzat kendisi, kendisine hastalık kelimesini yakıştıramaz. Hastalıklarını gizlerler. Kimseye belli etmezler. Bir kısmı ise bunu bir yaşam felsefesi olarak kabullenirler. Diğer bir düşünce tarzı, onlara anormal gelebilir.”

Kadınlarda daha sık görülüyor

Son yıllarda gerek ABD gerekse İngiltere’de yapılan çalışmalar hastalığın yüzde 2 – 3 oranında görüldüğünü gösteriyor. Ülkemizde yapılan araştırmalarda ise, bu oranın yüzde 1 – 2 arasında değiştiği, kadınlarda erkeklere oranla 2 – 3 misli daha fazla görüldüğü tespit edilmiş. Psikiyatri Uzmanı Bekir Tasalı, bu tür hastalıklara yatkınlığı olan kişilerin, premorbid kişilik yapısına sahip olduklarını yani aşırı titiz, düzenli, mükemmeliyetçi, aşırı kontrollü ve kuralcı olduklarını söylüyor ve devam ediyor: “Saplantılar ve takıntılar giderek hastayı tedirgin eder, bunaltır. Bunaltıyı gidermek için hasta zorlantılara (kompülsiyonlara) başvurur. Bu husus bir döngü biçiminde sürer gider. Düşünce düzgün akışta ve bununla beraber uyumludur. Hasta bunların saçma olduğunu bilmesine rağmen düşünmeden edemez. Bazı grup hastalarda metafizik düşünce bozuklukları dahi görülebilir. Numara sayma, elin kirli olup olmaması, kapının kilitli olup olmaması, hava gazının açık olup olmaması ve benzeri takıntılar obsesif düşünce örnekleri olarak sıralanabilir.” Uzm. Tasalı oluş nedenleri ile ilgili ise şu bilgileri veriyor:

Biyolojik etkenler: 20 yıl öncesine kadar ruhsal olarak kabul edilen bu bozukluğun, son yıllarda kalıtsal (tek yumurta ikizlerinde yüzde 60) olduğu gözlemlenmiştir. Yine yapılan çalışmalarda ve tedavi gözlemlerinde, antidepresan ilaçlardan SSRI’ların (seçici serotonin geri alım baskılayıcıları) hastalık tedavisindeki başarısı biyolojik mekanizmada serotoninin etkisinin önemli olduğunu göstermiştir. Son yıllarda Pozitron Emisyon Tomografisi (PET) ve SPECT ile yapılan görüntüleme araştırmalarında, OKB (Obsesif -Kompulsif Bozukluk) hastalarında beynin bir kısım bölgelerinde yüksek düzeyde anormal etkinlik gösterilmiştir.

Psikososyal etkenler: Titiz, özellikle çocukluk çağında aşırı kuralcı ve disiplinci eğitim veren düzenli, temizliğe fazla değer veren, zaman ve düzen kavramı daha güçlü gelişmiş toplumlarda bu reaksiyonun görülme sıklığı daha yüksektir. Toplumumuzda çok sık görülen, uğursuzluğa karşı birkaç kez tahtaya vurma gibi davranışlar aslında nevroz belirtisi olmasa bile bunlar inanılan bir kötülüğü, uğursuzluğu kovmak için yapılan ve büyüsel düşünceye dayalı zorlantılı davranış bozukluklarıdır.

İnatçı bir hastalık

Takıntılı, zorlantılı hastalığın genellikle süregen ve inatçı bir rahatsızlık olduğunu söyleyen Psikiyatr Tasalı, “Başlangıçta hastalar saplantılarını gizlemeye çalışırlar. Bunları, kendileri de anlamsız ve gereksiz buldukları için, belli etmemeye, özellikle kompülsif tarafını gizlemeye çalışırlar. Kendi iradeleri ile bunun altından kalkacaklarını düşünürler. Belirtiler artıkça ve yayıldıkça, köşeye sıkıştıklarını anlayıp bunaltıya girerler. Kompülsiyonlarla ne kadar sıkıntılarını hafifletmeye çalışsalar da, reaksiyon daha dramatikleşir. Bilahere, toplumsal defektler oluşur. Hasta sekonder anksiyete duyar” diyor. Eskiden bu takıntı bozukluğuna iyileşmez gözüyle bakıldığını söyleyen Psikiyatr Tasalı bugün, bilinçli ilaç kullanımı, ilaçla birlikte davranışsal kognitif yöntemleri, gevşeme egzersizlerinin hatta elektroşokun bu reaksiyonun tedavisinde çok önemli yararlar sağladığını vurguluyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: