Doğum metodları


doğum

A) Normal doğum

Doğum gerçekten başladı mı?

Doğum eylemi yani “doğum sancıları”, dış ortamda yaşamaya hazır hale gelmiş bebeğin anne bedeninden ayrılmasıyla sonuçlanan bir süreçtir. Bu sürecin başlangıcını düzenli rahim kasılmalarının ortaya çıkması, bitişini de bebeğin doğması, plasenta ve diğer gebeliğe ait yapıların atılması, yani rahimin boşaltılması belirler.

Normal doğum genel anlamda vajinal yolla gerçekleşen doğum demektir. Vajinal doğumların %96’sı baş gelişi, geri kalan kısmı da makat gelişi şeklinde gerçekleşir. Bu sayfada baş gelişi ile doğumun ayrıntıları anlatılmaktadır.

Anne adayının bedeninin doğum eylemine hazırlanması:

Doğum eyleminin başarıyla sonuçlanabilmesi için anne adayının bedeninde eylem öncesi dönemlerde birçok hazırlık yapılır. Bu hazırlıklar gebelik başladığı andan itibaren başlar: Gebelik bedende algılandığı andan itibaren işlevsel olarak her zaman kasılmaya hazır olan rahimin kasılmaları baskı altında tutulmaya başlanır. Bebeğin olgunlaşma süreci tamamlanana kadar da bu baskılama devam eder. Gebeliğin ilerleyen dönemlerinde rahim üzerindeki baskı azalmaya başlayınca kısa süren, genelde ağrıya yol açmayan ve nadir gelen kasılmalar ortaya çıkar. Braxton-Hicks kasılmaları denen bu kasılmalar anne adayı tarafından da hissedilir. Bunların amacı rahimağzını doğum eylemine hazırlamaktır.

Serviks (rahimağzı) olgunlaşması

Rahimağzı normal şartlarda oldukça dayanıklı bir bağ dokusundan oluşan, giriş kısmı kapalı, sert, koni biçiminde bir yapıdır. Daha önce doğum yapmış olanlarda 1-2 cm açık olabilir. Bu yapı, doğum eyleminde çok önemli bir rol üstlenir: rahim kasılmaları bebeği doğum kanalından aşağı itmeye çabalarken rahimağzı yaklaşık olarak 10 cm genişliğinde açılarak bebeğin rahimin içinden çıkmasına izin verir. Rahimağzının açılması rahimin doğum eylemi esnasındaki kasılmalarıyla paralel gider. Rahimağzının uygun bir şekilde açılabilmesi için buna hazır olması gerekir. Doğum eylemine hazırlık döneminde rahimağzında bir dizi değişim başlar: Giderek kıvamı yumuşamaya başlar. Yönü başta annenin bel kemiğine doğru iken öne doğru yön değiştirir. Aynı zamanda rahimağzında “silinme” denen bir süreç gerçekleşir. Bu süreçte rahimağzı uzunluğu azalır ve yapı incelir. Olgunlaşmış bir rahimağzı artık doğum eyleminin yarattığı kasılmalara duyarlıdır ve kasılmalarla açıklığı giderek artmaya başlar.

Daha önce doğum yapmamışlarda genellikle rahimağzının olgunlaşma hazırlıkları tamamlandıktan sonra kasılmalar başlar. Daha önce doğum yapmış olanlarda ise rahimağzı olgunlaşmasının bir kısmı doğum eylemiyle paralel gider (Örneğin daha önce doğum yapmış olanlarda silinme doğum eylemi esnasında tamamlanabilir).

Doğum eyleminin başlamasına ne kadar var?

Gebeliğinizin başından sonuna kadar düzenli olarak rutin antenatal (doğum öncesi) kontrollerinize gittiniz. Herşey yolunda gitti. Bebeğinizin tüm organ sistemleri kendi kendine yetebilecek olgunluğa ulaştı. Doktorunuza en son gittiğinizde doktorunuz artık “gününüzün dolduğunu” ve bebeğin doğuma hazır olduğunu söyledi. Bundan sonra sizi neler bekliyor?

İlk olarak hatırda tutmanız gereken, doğum belirtileri başlamadığı sürece doktorunuzun sizi çağırdığı tarihlerde antenatal kontrollere devam etmenizdir. Gebelerin yanlızca %5’i tam 40. gebelik haftasında doğum yapar. Doğum eyleminin 40. gebelik haftasından iki hafta önce ya da iki hafta sonra başlaması normal kabul edilir. Eylem başlamadığı sürece genel olarak haftalık kontroller devam eder ve bu kontrollerde bebeğin NST ve/veya ultrason ile iyilik hali değerlendirilir.

Doğum eyleminin başladığı nasıl anlaşılır?

Yukarıda bahsedilen hazırlayıcı kasılmalar bazen o kadar şiddetli olabilir ki doğum eylemiyle karışabilir. Özellikle ilk doğumunu yapacak anne adayları gerçek doğum sancısının nasıl bir şey olduğunu bilmediklerinden bu hazırlık kasılmaları esnasında paniğe kapılabilirler. Gerçek doğum sancılarının başladığını ve artık çantanızı alıp hastaneye gitmeniz gerektiğini nasıl anlayacaksınız?

Gerçek doğum sancılarının en önemli özelliği düzenli aralıklarla oluşmalarıdır. Önceleri daha az sıklıkla ancak yine de düzenli aralıklarla gelen doğum sancıları belli bir aşamadan sonra tipik olarak 10 dakikada üç kez ortaya çıkar ve her bir kasılma yaklaşık 50 saniye sürer. Gerçek sancılar istirahat etmekle geçmez. Şiddeti de zaman içinde giderek artar. Kasılmaları karnınıza ellediğinizde rahatlıkla hissedebilirsiniz. Eğer kasılmalarınız belli bir düzene girmişse ve istirahatle geçmiyorsa hastaneye gitme zamanıdır.

Normal doğumu tercih edin

Tıbbi bir zorunluluk olmadığı sürece normal doğumun tercih edilmesinin anne ve bebeğin sağlığı açısından daha iyi olduğunu ifade eden Yurdakök, sezaryenle doğum yapan kadınlarda ölme riskinin, normal yoldan doğum yapanlardan 2- 3 kat fazla olduğunu kaydetti.

ABD”de tıbbi bir neden olmaksızın sezaryenle doğum yapmak isteyen gebe kadınlardan her yıl yaklaşık 140”ının yaşamını yitirdiğine dikkat çeken Yurdakök, “Normal yolla doğum yapan kadınlar kısa süre içinde kalkıp dolaşabilmelerine karşılık, sezaryenle doğum yapanlar karın ameliyatı geçirdiklerinden hemen beslenip su içemezler.

Yara enfeksiyonu ve şiddetli ağrı gibi komplikasyonlar gelişebilir, bağırsaklara ve mesaneye yapışıklıklar, sonraki gebelikte plasentanın tutunmasıyla ilgili sorunlar görülebilir” dedi.

Sezaryenle yapılan doğumun bebek üzerinde hiçbir yan etkisinin olmadığı yönündeki düşüncelerin yanlış olduğunu belirten Yurdakök, sezaryenle doğan bebeklerin yüzde 1.5 oranında ameliyat bıçağı ile yaralanma riski ile karşı karşıya kaldığını kaydetti.

Yurdakök, anneye verilen anestetik maddelerin de bebeğe geçtiğini vurgulayarak, ameliyatın uzun sürmesi halinde bebeğin bu ilaçlardan daha fazla etkileneceğini ve beynindeki solunum merkezlerinin baskılanacağını, bunun da oksijensiz kalmasına neden olabileceğine işaret etti. Yurdakök, şöyle devam etti:

“Normalde bebek rahim içinde iken akciğerleri sıvı ile doludur. Bu sıvı akciğer hücreleri tarafından yapılır. Doğum eylemi başlayınca bebeğin vücudunda salınan özellikle adrenalin gibi maddelerin etkisiyle akciğer sıvısı salgılanması durur, emilimi başlar. Normal yoldan doğan bebekte göğüsün sıkışmasıyla akciğerlerdeki bu sıvının yarısı dışarı atılır, geri kalan yarısı ise akciğerlerde emilerek temizlenir.

Sezaryenle doğan bebeklerde göğüste bu şekilde sıkışma olmadığı için doğumdan sonra akciğerlerde emilerek temizlenmesi gereken sıvı miktarı daha fazladır. ‘Yaş akciğer” dediğimiz bu durumda bebeğin akciğerlerindeki hava alış verişi bozulmuştur, bebek soluk alıp verirken zorlanır, hızlı hızlı nefes alır verir.”

Ağrı çekmeden doğum yapmayın!

Sezaryenle doğan bebeklerde doğumdan sonra akciğerlerin uyumunda gecikme olduğuna işaret eden Yurdakök, bu durumun özellikle anne ağrı çekmeden doğuma alınan bebeklerde görüldüğünü söyledi. Gebeliğin 39 haftası tamamlanmadan tıbbi bir neden olmaksızın sezaryenle doğum yaptırılmaması gerektiğini ifade eden Yurdakök, “Gebelerin doğum ağrıları çekmesine izin verilmeli” dedi.

Ağrı çekerek normal doğum yapın! Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Yurdakök, sezaryenle doğum yapan annelerde ölme, sezaryenle doğan bebeklerde ise yaralanma riskinin yüksek olduğunu açıkladı.

doğum

B) Ağrısız doğum

Ağrısız doğum; doğum sancıların karında basınç, kasıklarda baskı şeklinde algılandığı, tamamen normal bir doğumdur. Tek farkı doğum sancılarınızı karnınızda sadece kasılma (ve bebek çıkarken kasıklarınızda basınç) olarak hissetmenizdir. Ağrı acı yoktur. Bölgesel analjezi uygulamasından sonra doğuma kadar geçen sürede yürüyebilir, odanızda dolaşabilirsiniz.Sizi doğumhaneye alıp, pozisyon verdiklerinde karnınızda kasılma, kasıklarınızda baskı hissedince siz de eşzamanlı olarak ıkınır, bebeğinizi aşağıya itersiniz. Her kasılmada bebek, doğum kanalında biraz daha ilerler ve en sonunda önce başı sonra vücudu doğar.

Epidural Normal Doğum

Epidural (peridural) anestezi ya da sık bilinen adıyla “ağrısız doğum”, doğum eyleminde veya sezaryan operasyonunda ağrı hissini ortadan kaldırmak için kullanılan özel bir bölgesel anestezi şeklidir. Genel anesteziden farkı anne adayının işlem esnasında uyanık olması ve etrafında olup bitenleri tümüyle algılamasıdır. İstenmeyen etkiler açısından genel anesteziye göre oldukça güvenli bir yöntemdir.

Ağrısız (Analjezi ile) doğumda neler yaşayacağım?

Hamile kaldınız, doğum yapacaksınız; “Nasıl doğurmalıyım, sezaryen mi, normal doğum mu yapayım ?” derken epidural analjezi diye bir yöntem olduğunu duydunuz. Bu şekilde ağrılarınızı hissetmeden hem normal hem de sağlıklı bir şekilde bebeğinize kavuşabileceğinizi öğrendiniz. Ama yine de merak ediyorsunuz: neler yaşayacağım, neler hissedeceğim, veya bana neler yapılacak?

İsterseniz gelin adım adım bir normal ağrısız ( epidural ) doğumu izleyelim:

Hamileliğinizin son haftalarında yalancı doğum sancılarınız olabilir.Bu sancılar yoğunlaşınca kadın-doğum uzmanınızı arayıp sancılarınızın sıklığını ve şiddetini tarif edersiniz. “Gel bir göreyim” veya “ hastaneye git, bir muayene etsinler” diyecektir. Hastaneye giderken, önceden tanışıp telefonunu aldığınız anestezi uzmanınızı arayıp hastaneye gitmekte olduğunuzu haber vereceksiniz. Hastaneye vardığınızda kendi doktorunuz veya nöbetçi doktor veya ebe sizi muayene edecek ve tuşe sonucunu (doğum kanalı açıklığı ve efasman da denilen collum silinmesi yüzdesini) ölçecek. Kanal açılığı 4 cm ulaşınca anestezi doktorunuz gelip sizi müdahale odasına götürecek ve ana menüde Nasıl Uygulanır? sekmesinde ayrıntılı olacak anlattığımız işlemleri yapacak.

İşlemden sonraki 10-15 dakika içinde her gelen ağrı bir öncekinden daha hafif olacaktır. Daha sonra da sancınızın ağrısını duymayacak, sadece karnınızda kasılma hissedeceksiniz.

Uygulamadan sonra jinekologunuz doğum kanalı açıklığınızı tekrar ölçmek isteyebilir. Sonra yürüyerek odanıza döner, tam açıklığa kadar geçen zamanı odanızda dolaşarak geçirebilirsiniz. Bu arada ihtiyaç olursa epidural kateterden ek doz yapılabilir.

Doğum zamanı gelip, çıkım aşaması için sizi doğumhaneye aldıklarında karnınızdaki basıncı biraz daha sık ve kuvvetli hissedersiniz. Doğum pozisyonu verildikten sonra genellikle her 1-2 dakikada bir sancınızı, kasılma ve baskı olarak karnınızda ve kasıklarınızda hissedince sizin de eş zamanlı olarak ıkınmanız ve bebeğinizi dışarı doğru itmeniz istenecek. Baskı geçince derin ama yavaş nefesler alacak bir sonraki kasılma için kuvvet toplayacaksınız. Her kasılma ve eşzamanlı ıkınmanız sizi bebeğinize bir adım daha yaklaştıracak ve yavrunuz doğum kanalından aşağıya kayıp en sonunda kuvvetli bir ıkınma ile dünyaya gözlerini açacak. Size de o güzelliği kucağınıza alıp tüm çektiklerinizi unutmak kalacak ! doğumdan sonra sırtınızdaki epidural kateter canınız hiç yanmadan çekilip çıkarılacak. Ve siz, hiç ağrı sancı çekmeden normal hayatınıza dönecek, anneliğe alışacaksınız.

Nasıl uygulanır?

İşlem 3 aşamada gerçekleşir:

1.aşamada annenin sırtında uygulama yapılacak bölge, antiseptik bir sıvı ile silinir ve steril örtüyle örtülür. Bu enfeksiyonu önlemek içindir.Sıvı oda ısısında olduğu için anneye biraz soğuk gelebilir.

2. aşamada cilt ve cilt altı çok ince bir iğne ile uyuşturulur. Bu şeker hastalarının (Diabetlilerin) kendilerine insulin yaparken kullandıkları çok ufak bir iğnedir. Bu iğneyi, anne adayı bir sivrisinek ısırığı kadar hisseder.

3.aşamada ise epidural sahaya ucu künt bir iğne (tohy iğnesi) yardımıyla kateter yerleştirilir ve ilaç verilir. Özellikle bu aşamada annenin birkaç dakika kıpırdamadan durması çok önemlidir. Kateter yumuşak bir maddeden yapılmış, balık oltası (misina) kalınlığında incecik bir sondacıktır. İlk yapılan ilacın etkisi geçince ilave ilaç yapılabilmesi için yerleştirilir. Kateterin dışarıda kalan kısmı alerji yapmayan özel flasterle omuza kadar yapıştırılır.

Buradan ihtiyaç duyuldukça ara ara ilaç verilebildiği gibi önceden programlanmış otomatik pompalarla sürekli belirli doz ilaç ta verilebilir.Anne adayı ihtiyaç hissettiğinde bu pompaya bağlı bir düğmeye basarak kendiye ek doz yapabilir. Buna Hasta Kontrollu Analjezi (HKAveya PCA) denir.

Bu kateter, doğumdan sonra annenin ağrısı kalmayınca hiç can yanmadan kolayca çıkarılır.

Kimlere Uygulanmaz ?

* Kanama pıhtılaşma bozukluğu olanlara, antikoagülan (Pıhtılaşma önleyici ilaç) alanlara,

* Enjeksiyon bölgesinde enfeksiyon olanlara,

* Sıvı ve/veya kan kaybı ile beraber olan ve düzeltilemeyen aşırı tansiyon düşüklüğü

* Kafa içi basıncı artmış olanlar (Beyin tümörü, kanaması vb)

* Akli dengesi bozuk olanlara veya uygulamayı kesinlikle reddedenlere yapılmaz.

doğum

C) Epizyomoti ( doğum kesisi -Dikişli doğum)

Bebeğin daha kolay çıkmasını sağlamak için uygulanan cerrahi kesiye epizyotomi (doğum kesisi) adı verilir. Bu kesi her doğumda uygulanmamakla beraber gerekli durumlarda ve usulüne uygun uygulandığında hem kısa vadeli ve hem de uzun vadeli avantajlar getiren bir cerrahi müdahaledir.

Ikınmalarla artık bebek iyice perineyi zorlamaya başladığında epizyotomi için hazırlıklar başlar. Bir enjektör yardımıyla kesilecek olan bölge iyice uyuşturulur.

Bebeğin başı (ya da makat gelişte makatı) çıkmasına yakın epizyotomi makası adı verilen özel bir makasla bölgeye vajina girişi altucundan başlayan ve doktorun seçimine göre ya 45 derece açıyla yana uzanan (medyolateral tip), ya da direkt olarak anüse doğru inen (medyan tip) bir kesi uygulanır.

Keside perinedeki cilt ve ciltaltı dokusu kesilir. Kesinin uzunluğu anne adayının perinesinin yapısal özellikleri, perine kaslarının durumu ve bebeğin çıkan kısmının yapısal özelliklerine göre değişir.

Kesi sonrası perineyi koruyucu manevralarla bebek doğurtulur. Plasentanın çıkmasından sonra gerekirse lokal anestezi işlemi tekrarlanarak perinedeki bu kesi usulüne uygun olarak kendiliğinden eriyen dikiş materyaliyle dikilir.

Epizyotominin amacı nedir?

Epizyotominin amacı bebeğin başı (ya da makat kısmı) çıkarken perine bölgesinin aşırı gerilmesinin ve yırtılmasının engellenmesidir. Diğer bir amacı da perine tabanı kaslarının aşırı gerilmesinin önlenerek uzun vadede oluşabilecek estetik ve yapısal bozuklukların (sistosel, rektosel, desensus; yani mesane, kalınbarsak ve rahim sarkması) en aza indirilmeye çalışılmasıdır.

Epizyotomi kimlerde uygulanır?

Önceleri her doğum için rutin olarak epizyotomi açılması önerilmekte ve doktorlar tarafından da hem ilk doğumlara hem de sonraki tüm doğumlara epizyotomi uygulanmaktaydı. Son yıllarda ise önce ilk doğumdan sonraki doğumlarda rutin epizyotomi uygulayan doktorların sayısı azalmış ve bunu ilk doğum da dahil hiçbir doğumda rutin epizyotomi uygulamayan doktorlar takip etmiştir.

Ancak yine de anne adayının perinesinin dar olduğu, perine kaslarının aşırı gerildiği, bebeğin başının perineden çıkarken zorlanacak kadar büyük olduğu durumlarda epizyotomi uygulaması perinenin aşırı yırtılmasını ve uzun vadede bölgede estetik bozukluklar oluşumunu önlemede oldukça önemli rol oynayan bir işlem olarak değerini korumaktadır.

Vakum ve forseps gibi müdahaleli uygulamalarda, makat gelişi ile doğum gibi normalden farklı doğum şekillerinde ise epizyotomi açılmamasının yarardan çok zarar vereceği kesindir. Prematüre doğumlarda perinenin bebeğin miadında bebekten daha hassas olan başına baskı yapmasını engellemek için epizyotomi açmak oldukça etkili bir uygulamadır.

Doğumun hızlı gerçekleşmesinin gerektiği durumlarda ise (fetal distres gibi) epizyotomi mutlaka açılır.

Epizyotomi uygulanmadığı durumlarda ne olur?

Epizyotomi açılmadığı durumlarda özellikle ilk doğumda büyük olasılıkla yırtık meydana gelir. Oluşan bu yırtığın büyüklüğü baş çıkarken doktor tarafından uygulanan perine koruma tekniğine, anne adayının doğum sayısına, perinenin yapısal özelliklerine ve bebeğin başının (ya da makatının) yapısal özelliklerine bağlıdır. Oluşan yırtıklar genellikle yüzeyeldir. Ancak bazı durumlarda, özellikle perine dokusunun sert olduğu ve/veya bebeğin başının nispeten büyük olduğu durumlarda epizyotomi açılmasının gecikmesi ya da hiç açılmaması vajinanın derinliklerine kadar giden, ya da anüs sfinkterinin (anüs sfinkteri istemsiz dışkılamayı engelleyen bir kas yapısıdır) ve hatta rektum (kalın barsağın son kısmı) duvarının yırtılmasına kadar varabilen yırtıklara neden olabilmektedir.

Bu yüzden epizyotomi açılmasının gerekli olmadığı yönünde karar verilirken kar/zarar oranı hesaba katılır ve oluşacak yırtık açılacak kesiden daha kötü olacaksa epizyotomi açılır. Epizyotominin diğer bir amacı da perinenin estetik görüntüsünü mümkün olduğunca korumaktır. Bu yüzden perine kaslarının aşırı gerili olduğu durumlarda bölgedeki gerilmeyi önlemek için epizyotomi mutlaka açılır. Zira perine kasları aşırı gerildiklerinde eski şekillerine çok zor geri dönmekte ve bölgede yapısal ve işlevsel bozukluklar meydana gelebilmektedir.

Epizyotomi iyileştiğinde iz kalır mı?

Epizyotomi iyileşmesi sonrasında kesi usulüne uygun dikildiğinde, anne tarafından doktorun önerdiği şekilde bakımı yapıldığında bölgede kesi hattı boyunca çizgi şeklinde bir iz kalır. Bu izin derinliği bir yandan bireysel özelliklere öte yandan epizyotomi açılırken kullanılan teknik ve tamir esnasında kullanılan dikiş materyalinin kalitesine göre değişir. Bazı kadınlarda ne kadar iyi bir teknik uygulanırsa uygulansın bünyenin aşırı nedbe dokusu oluşturma özelliği nedeniyle derin bir iz kalabilir. Bazı kadınlarda ise neredeyse epizyotomi yapılmadığını düşündürecek kadar az iz kalır.

Epizyotomi sonrası ne gibi istenmeyen durumlar oluşabilir?

Epizyotominin tamiri sonrası en sık görülen yakınma ağrıdır. Ancak bu ağrı genellikle ağrı kesicilere iyi cevap verir. Bölgeye buz torbası tatbiki ya da sprey şeklinde anestezik ilaç uygulanması da faydalı olabilir. Ağrı kesicilere cevap vermeyecek kadar şiddetli olan ağrılarda ise bölgede hematom (kan birikmesi) söz konusu olabilir. Hematom epizyotomi dikilirken farkedilmeyen bir atardamarın açık kalması sonucu kanamanın devam etmesi ve epizyotomi bölgesinde hapsolması sonucu oluşur. Tedavi için epizyotomi kesisi yeniden açılarak damar bulunur ve bağlanarak epizyotomi yeniden kapatılır.

Diğer istenmeyen durumlar arasında en önemlisi epizyotomi kesisinin dikişlerinin kendiliğinden açılmasıdır. Bunun da en sık nedenleri bölgede enfeksiyon oluşması ve bu enfeksiyonun kendiliğinden eriyen dikiş materyalini iyileşme meydana gelmeden eritmesi, bölgedeki kanama ve hematomun dikişleri zayıflatmasıdır. Bazen de doğum sonrası çok erken dönemde cinsel ilişkiye girilmesi de etken olabilmektedir. Tedavide epizyotomi bölgesi temizse yani bölgede enfeksiyon bulgusu yoksa dikişler tekrar atılabilir. Enfeksiyon olduğu durumlarda dikişler yeniden konmadan önce bölgenin enfeksiyondan arındırılması için antibiotik tedavisi, pansuman ve enfekte dokuların kesilip atılması gerekir. Yaklaşık bir hafta sonra uygun şartlar oluştuğunda ikinci kez dikiş konulabilir.

Epizyotomi açılanlarda uzun dönemde oluşan istenmeyen durumlar arasında en önemlisi disparonidir (cinsel ilişki esnasında ağrı). Bu da özellikle usulüne uygun açılmayan ya da iyi dikilmeyen epizyotomilerde ve epizyotomi bölgesinde enfeksiyon geliştiğinde ortaya çıkan bir durumdur. Bölgenin açılarak tekrar tamir edilmesi gerekebilir.

doğum

D) Sezaryen ile doğum

Hangi durumlarda sezaryen ile doğum kararı verilir?

Sezaryen ile doğum kararı gebelik muayeneleri esnasında verilebileceği gibi, doğumu induksiyon (suni sancı) ile başlatma girişimi başarısız olduğunda, ya da doğum eylemi başladıktan sonra birinci ya da ikinci evrede verilebilir. sezaryen kararı en sık doğum eylemi başladıktan sonra doğumun ilerlememesi ve fetal distres geliştiği durumlarda verilmektedir.

Şu unutulmamalıdır: Bebeğin vücudu çıkana kadar herhangi bir dönemde normal doğumdan vazgeçilerek bebeğin sezaryen ile doğması kararı verilebilir!

Gebelik muayeneleri esnasında sezaryen kararı verilmesi

Doğumu sezaryenle gerçekleştirme kararı henüz doğum eylemi başlamadan önce, antenatal incelemelerin herhangi birinde verilebilir. Elektif (acil olmayan) sezaryen adını alan ve randevu verilerek gerçekleştirilen bu uygulama aşağıdaki durumlarda tercih edilir.

Placenta Previa

Plasentanın rahimağzını tümüyle ya da kısmen kapatmasıdır. Kısmi kapatma durumlarında doğum eylemi esnasında rahimağzı açılırken aşırı kanama olabileceğinden, tümüyle kapatma durumunda ise bebek hiçbir şekilde kanala giremeyeceğinden doğum mutlaka sezaryenle gerçekleştirilir. Tanı 36. gebelik haftasından sonra yapılan ultrason incelemesiyle konur. Bazı gebelerde gebeliğin erken dönemlerinde yapılan ultrasonlarda plasentanın rahimağzına yakın yerleştiği, bazen de rahimağzını tümüyle kapattığı gözlenebilir. Bu dönemlerde sezaryen kararının hemen verilmesi doğru değildir, zira gebeliğin sonlarına doğru (36. gebelik haftasına kadar) plasenta rahimin büyümesiyle yukarı çıkarak normal yerleşimine ulaşabilir.

Bebeğin “ters” ya da “yan” durması

Fetuslar gebeliğin erken dönemlerinde sıklıkla yan ya da makat pozisyonunda (baş yukarıda) dururlar ve pozisyonlarını sık sık değiştirirler. Belli bir gebelik haftasından sonra, özellikle de 36. gebelik haftasından sonra bebek yeri daraldığından pozisyonunu değiştirmesi zorlaşır. 36. gebelik haftasından sonra bebeğin rahim içinde enlemesine durması sezaryen için mutlak bir neden teşkil eder. Makat ile gelen fetusların dikkatli bir inceleme sonrasında vajinal doğumuna izin verilebilir. Ancak önde gelen kısım (yani doğum kanalına ilk giren kısım) ayak ise doğum mutlaka sezaryen ile gerçekleştirilir. İlk doğumunu yapacak anne adaylarında makat gelişi ile doğum mümkün olmakla beraber bebeğin doğumu esnasında oluşabilecek muhtemel riskler yüzünden sezaryen ile doğum sıklıkla uygulanmaktadır.

İribebek

Doğumu yakın olan bir bebeğin ultrason ve klinik incelemelerle 4500 gramdan daha ağır olduğunun saptanması durumunda sezaryen ile doğum tercih edilir. Ortalama bir boyda ve kiloda olan bir anne adayında iri bebekte doğum eyleminin birinci ya da ikinci evresinde anne adayı ya da bebekte istenmeyen bazı durumlar oluşabilir. Bunlar arasında en sık görülenler doğumun ilerlememesi ve ikinci evrenin sonunda omuz takılmasıdır. Bu risklerin gerçekleşmesini önlemek için sezaryenle doğum tercih edilebilir.

Pelvis Darlığı (çatı darlığı)

Bu duruma genellikle anne adayının çocukluk çağında geçirdiği ve kemik pelvis yapısını bozan hastalıklarda rastlanır. Şüpheli durumlarda antenatal dönemde yapılan dikkatli bir pelvik muayene ile tanı koyulur. Pelvis yapısı rahim içindeki bebeği doğurmaya uygun değilse sezaryen ile doğum kararı verilir.

Herpes Simpleks Enfeksiyonu

Herpes simpleks virüsü (HSV) enfeksiyonunun bulaştırıcılığının devam ettiği dönemde anneden bebeğe doğum esnasında virüs bulaşma riski vardır. HSV bebekte ciddi santral sinir sistemi enfeksiyonuna neden olabileceğinden doğum sezaryen ile gerçekleştirilir. Ancak bazen sezaryen bile bulaşmayı engelleyemeyebilir.

Daha önce sezaryen ile doğum yapmış olanlar neden tekrar sezaryen ile doğum yaparlar?

Sezaryen esnasında rahime bir kesi yapılır. Bu kesi bebek çıkarıldıktan sonra usulüne uygun bir şekilde dikilerek kapatılır. Ne kadar iyi kapatılırsa ve ne kadar mükemmel iyileşirse iyileşsin kesi bölgesinde rahim kasının bütünlüğü bozulmuştur. Daha sonraki gebeliklerde rahim ve bebek tekrar büyümeye başladığında bu eski kesi yerinde bir gerginlik oluşur. Bu gerginlik kesi bölgesinin kendi kendine açılmasıyla (“dehisans”) ya da bölgede yırtık oluşmasıyla (“uterus rüptürü”) sonuçlanabilir. Böyle bir durum kanamaya yol açarak ve plasentanın işlevlerini bozarak anne adayı ve bebek için ciddi bir tehlike oluşturabilir.

Sezaryen ile doğum yapmış olanlarda şimdiki gebelikte rahimde dehisans (“açılma”) ya da rüptür (“yırtılma”) oluşma riski nedir?

Bu sorunun cevabını verebilmek için rahimdeki kesinin yerini bilmek gerekir: sezaryenda rahime duruma göre iki ayrı kesi türünden biri uygulanır. Birinci ve en sık uygulanan, rahimin rahimağzıyla birleştiği alt kesime (alt segment) uygulanan yatay kesidir. İkinci kesi şekli ise rahimin yukarısında gövde kısmına uygulanan dikey kesidir. Klasik insizyon (kesi) adı verilen bu dikey kesi bebeğin alt segment kesisinden çıkmasının zor olduğu durumlarda uygulanan nadir bir kesi şeklidir. Alt segment yatay kesilerde gebelik esnasında rahimin gebelik ya da doğum eylemi esnasında bu kesi yerinden yırtılma olasılığı binde 2 civarındadır. Klasik insizyonda ise rahim gövdesi ciddi hasar gördüğünden oran tam olarak bilinmemekle beraber çok yüksektir.

sezaryen ile doğum yapmış olanlarda şimdiki gebelikte vajinal yoldan doğum yapma şansı varmıdır?

Önceki doğumunu sezaryenle yapmış olanlarda şimdiki doğumun da sezaryenle gerçekleştirilmesi uygundur, ancak şart değildir. Özel koşullar yerine getirildiğinde önceden sezaryenle doğum yapmış bir anne adayı normal doğum yapabilir (Bu özel koşullar arasında en önemlisi doğum eylemi esnasında acil olarak ameliyata alınmaya uygun şartların varlığıdır). İstisna oluşturabilecek tek durum önceki sezaryen operasyonunda klasik insizyon kullanılmış olmasıdır. Bu durumda sonraki doğumların hepsinin sezaryenle gerçekleştirilmesi çok daha uygundur. sezaryenle doğum yapmış annelerin ameliyatlarının ne şekilde yapıldığını bilmeleri ve taburcu olurken bu konuda bir belge almaları daha sonra vajinal yolla doğum yapmak isteyebileceklerinden önemlidir.

Doğum kanalını tıkayan myomlar ya da kanalda yer alan diğer kitleler

Doğum kanalına yerleşmiş büyük miyomlar ya da diğer kitleler, nadiren de perinede yer alan HPV enfeksiyonuna bağlı büyük kondilom lezyonları bebeğin kanaldan geçişine ve doğumuna engel teşkil edebilir.

Anne adayının doğumun ikinci evresinde ıkınmasının sakıncalı olduğu durumlar

Bazı kalp ve beyin hastalıkları olan anne adaylarında kafa ve karın içi basıncını artıran ıkınmalar sakınca teşkil eder. Bu durumda anne adayı hastalığın uzmanı ile konsulte edildikten sonra doğum sezaryen ile gerçekleştirilir.

Bebekteki bazı anomaliler:

Bebekte yaşamla bağdaşan ancak doğum kanalından geçişi engelleyecek omfalosel, hidrosefali gibi fiziksel kusurlarda sezaryen tercih edilir. Doğan bebeğe ilgili uzman doktor tarafından kısa zamanda müdahale yapılır.

Diğer durumlar:

Yukarıda sayılanlar henüz doğum eylemi başlamadan önce sezaryen kararı verilen durumların tümüne yakınını kapsar. Bunun dışında bebekle ya da anne adayıyla ilgili gebeliğin seyrininde sezaryen kararı verilen nadir durumlar da mevcuttur. Vajinismus (vajina girişinin kasılarak penisin girişine izin vermemesi-bu durum vajinal muayene ile doğumun gidişatını takibi imkansız kılacağından sezaryen için bir neden teşkil eder) bunlardan biridir. Tedaviye dirençli vajinismus olgularında son çare olarak sezaryene başvurulur. Vajinismus dışında anne adayında normal doğumu engelleyecek psikiyatrik bozukluklar, anne adayının normal doğumdan aşırı korkması ve ikna edilememesi sezaryen ile doğum kararı verilmesinde etkili olur.

Diğer bir grup elektif sezaryen ise, kesin ve bilimsel bir gerekçe olmamasına karşın doktorların bebek sağlığı için daha uygun olacağı hissini taşımalarıyla uygulanan sezaryenlerdir. Uzun süren bir “kısırlık” döneminden sonra IVF (tüp bebek) ya da diğer yöntemlerle gebe kalan, daha önceden çok sayıda düşük ya da erken doğum kayıpları nedeniyle çocuk sahibi olamayan, daha önce gebelik ya da doğum eylemi esnasında bir ya da daha fazla sayıda bebeğini kaybeden anne adaylarına çoğunlukla sezaryen ile doğum önerilmekte ve bu öneri anne adayı tarafından da genelde olumlu karşılanmaktadır. Burada temel düşünce anestezi ve sezaryenin anne adayına getirdiği riskin normal doğumdan çok daha fazla olduğunun bilinmesi, ancak zorluklar sonunda elde edilen bebeğin canlı doğmasının garanti altına alınması için bu risklerin kabullenmesidir. Bebeğin sağlığı açısından normal doğum ve sezaryen ile doğumu karşılaştıran çalışmalar mevcut olmakla beraber çelişkili sonuçlar çıkmaktadır. Riskli olmayan bir gebelikte büyük bir olasılıkla vajinal yoldan doğum bebek için en uygun olanıdır. Çünkü doğa bu yolu seçmiştir.

Sezaryen ile doğumun elbetteki çok önemli avantajları vardır: Plasenta previa olgularında vajinal yoldan doğum girişimini anne ve bebek için ölümle sonuçlanması mutlaktır ve bu durumda uygulanan sezaryen hayat kurtarıcıdır. Bu konuda kimsenin bir yorum yapması söz konusu değildir. Üzerinde durulması gereken konu vajinal yoldan doğması mümkün olan bebeğin sezaryen ile doğurtulmasında bebek sağlığını korumada olumlu etkisi olup olmadığının tam bilinmemesidir.

Böyle durumlarda da sezaryen önemli avantajlar sağlayabilir: bebek her türlü yoğun bakım şartları hazırlandıktan ve uygun koşullar yerine getrildikten sonra sezaryen ile planlı bir şekilde doğurtulur. Vajinal doğumda ise doğum şartların tam uygun olmadığı beklenmedik bir zamanda olabilir. Sezaryende bebek olgun olduktan hemen sonra (39. haftada) doğurtulur. Doğum eyleminin başlaması beklendiğinde ise gebelik süresi 42. haftaya kadar uzayabilir. Bu ek 3 hafta içerisinde bebek beklenmedik bir şekilde ölebilir. Bu sayılan durumlar çok nadir rastlanan durumlardır. O yüzden sezaryen yanlızca kesinlikle gerekli olan durumlarda (previa gibi) uygulanmalıdır. Kesin gerekli olmayan durumlarda ise her gebe ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanının doğum şekli konusundaki hissi ve tecrübeleri doğum şekline karar verilmesi konusunda ön plana alınmalıdır. Sezaryen aşırı ve gereksiz yere uygulandığında doğal sürecin tersine gidildiğinden kitlesel düzeyde bakıldığında anne ve bebek hayatına olumsuz etki etmesi kaçınılmazdır.

Elektif sezaryenin uygulanması:

Sezaryen ile doğumu elektif olarak gerçekleştirmek için anne adayının gebelik haftası kesin olarak belirlenmiş olmalıdır. Diabet gibi bebeğin akciğerlerinin geç olgunlaştığı durumlar hariç, 39. gebelik haftasından sonra bebek olgunlaşmış kabul edilir. Bu nedenle elektif sezaryen sıklıkla 39. gebelik haftası içinde uygulanır. Gebelik haftasının kesin olarak belli olmadığı durumlarda nadir de olsa akciğerleri olgunlaşmamış prematüre bir bebek doğurtulma riski vardır.

Gebeliğin seyrinde bazen doğum eylemi başlamamasına rağmen acil sezaryen kararı verilen durumlar da vardır. Bunlar genellikle beklenmedik durumlardır. Bebeğin kalp seslerinin bozulmuş olması ve fetal distres ortaya çıkması, ablatio gelişmesi (plasentanın erken ayrılması) ya da nadiren suların gelmesi esnasında kordonun sarkması durumunda doğum eylemi başlamadan acil sezaryen uygulanır.

Doğum eyleminin başlatılma girişimlerinin başarısız olması (başarısız indüksiyon girişimi) durumunda sezaryen kararı verilmesi:

Beklenen doğum eyleminin başlamadığı durumlarda anne adayına rahimağzını olgunlaştıran ilaçlar ve suni sancı verilir. Buna indüksiyon adı verilir. İndüksiyon doğum eylemini başlatmada başarısız olursa sezaryenle doğum gerçekleştirilir. İndüksiyon en sık miad geçmesinde uygulanır. Anne hayatının ya da bebek hayatının tehlikede olduğu durumlarda da (ağır preeklampsi ve fetal distres gibi) fetus miadında olmasa bile indüksiyonla doğum eylemi başlatılmaya çalışılır.

Doğum eylemi başladıktan sonra sezaryen kararı verdiren durumlar:

Düzenli olarak takibe giden gebelerde yukarıdaki sayfalarda anlatılan durumlar söz konusu olduğunda doğum eyleminin başlaması beklenmez ve sezaryen ile doğum gerçekleşir. Gebelerin büyük kısmında bu yukarıdaki durumlar söz konusu olmadığından bu gebelerin doğum eylemine girmesi beklenir.

Ancak doğum eylemi esnasında aşağıda anlatılan beklenmeyen durumlar söz konusu olduğunda doğum eylemi yarıda kesilerek sezaryen ile doğum kararı verilir. Yukarıda bahsedilen ve elektif (planlı) sezaryen kararı verdiren durumların tümü, bu durumlar önceden belirlenememişse (düzenli kontrollere gidilmemesi durumunda) doğum eylemi başladıktan sonra da sezaryen ile doğum kararı verdirir.

Doğum eyleminin birinci evresinde sezaryen kararı verdiren durumlar:

Düzenli olarak antenatal takiplere gittiniz. Antenatal takiplerinizde hiç bir problem saptanmadı. Doğum eylemi başladı. Henüz rahimağzında açılma tam değil, sancılar devam ediyor. Ne gibi durumlarda sezaryen gerekir?

Birinci evrenin uzaması:

Rahimağzındaki açıklık uygun şekilde ilerlemezse durum değerlendirmesi yapılır. Rahim kasılmaları zayıflamışsa ya da düzensizleşmişse ve bunun için bir neden bulunamıyorsa anne adayına durumu gidermek amacıyla damardan rahim kasılmalarını düzene sokmak amacıyla oksitosin verilir. Yeterli dozda oksitosine rağmen rahimağzı açıklığı ilerlemiyorsa sezaryen kararı verilir. Kasılmalar düzenli olmasına, hatta normalden daha kuvvetli olmasına rağmen rahimağzındaki açıklık ilerlemiyorsa bebeğin pelvisten geçmeye uygun olup olmadığının tekrar değerlendirilmesi gerekir. Baş pelvis uygunsuzluğu durumunda kasılmalar ne kadar düzenli ve şiddetli olursa olsun rahimağzındaki açıklık ilerlemez. Baş pelvis uygunsuzluğu tanısı konamamış bir iri bebek durumuna bağlı olabileceği gibi, bebeğin doğum kanalına alın gelişi ile girmeye çalışması gibi diğer bazı anormal durumlara bağlı olarak ortaya çıkabilir. Tüm bu durumlarda kasılmalara rağmen rahimağzındaki açıklık ilerlemez. Bu durumda artık normal doğum imkanı kalmamıştır ve sezaryenle doğum gerçekleştirilir.

Fetal distres ortaya çıkması:

Birinci evrede fetus kalp seslerinde bozulma saptanırsa bu durum anne adayı sol yanına yatırılarak, oksijen ve sıvı verilerek giderilmeye çalışılır. Fetal distres normal doğumu bekleyemeyecek kadar ağırsa ve önlemlerle düzelmiyorsa doğum sezaryenle gerçekleştirilir.

Kordon sarkması:

Makat ile doğumda sık rastlanır. Bazen de baş gelişinde su kesesinin kendiliğinden açıldığı durumlarda ya da doktor tarafından açılması durumunda kordon sarkabilir. Doğumun dakikalar içerisinde gerçekleştirilmesi gerektiği ender durumlardan biridir. Acil sezaryen uygulanır.

Ablatio placentaya bağlı fetal distres ya da aşırı kanama:

Plasenta erken ayrıldığında ayrılmanın şiddetine göre kanama ya da fetal distres bulguları ortaya çıkar. Anne hayatı kanama nedeniyle, fetus da fetal distres nedeniyle tehlikeye girerse doğum sezaryen ile gerçekleştirilir.

Doğum eyleminin ikinci evresinde sezaryen kararı verdiren durumlar:

Birinci evreyi atlattınız. Rahimağzı tam açık, doğuma çok az kaldı. Doğumun bu kadar yaklaştığı bir dönemde sezaryen hangi durumlarda gereklidir?

doğumBebeğin doğum kanalında sıkışması:

Bebek başının doğum kanalının tam ortasında yer alan dikensi çıkıntıları aşmak için ön-arka doğrultuda olması gerekir. Bu dönüşü başaramaz ve baş yatay konumda bu dikensi çıkıntılara ulaşırsa burayı aşması oldukça zor olur. Derinde transvers duruş adı verilen bu nadir durumda vakum ile bebeği çekmek çok travmatik olabileceğinden sezaryen ile doğum gerçekleştirilir.

Vakum ekstraksiyonunun başarısız olması:

İkinci evrede bazı durumlarda vakum uygulamak gerekebilir (vakum ekstraksiyonu ile doğum). En sık fetal distres ve ikinci evrenin uzaması nedeniyle vakum uygulanır. Vakum uygulaması ile doğum gerçekleştirilemezse doğum sezaryen ile gerçekleştirilir.

E) Suda doğum

Sorularla Suda Doğum

Suda doğum çok yeni bir doğum tekniği mi?

Bilinen ilk suda doğum, 1803 yılında Fransa’da, doğumu çok uzun süren bir kadının doğumunu kolaylaştırmak amacıyla sıcak su dolu bir küvete girmesiyle gerçekleşmiş. Sıcak su içinde yatarak doğum sancılarını azaltmak, onlarca yıldır uygulanan bir klinik uygulamaydı. Fakat, bu çok kısa süreler için ve doğumun erken evrelerinde yapılmaktaydı. Daha sonraları 1970’lerde Rusya ve Fransa’da başlayan suda doğumun gerçekleşmesi akımı 1980 ve 1990’larda İngiltere, Kanada ve diğer Avrupa ülkelerinde yaygınlaştı. 1983 yılında ünlü İngiliz tıp dergisi Lancet’de yayınlanan bir makale, konunun İngiltere ve kıta Avrupa’sında birden popüler olmasına yol açtı. İngiltere’de kadın hastalıkları ve doğum biliminin en üst kuruluşu olan Royal College of Obstetricians and Gynecologists (RCOG) 1990, 1994 ve en son olarak 2001 yıllarında bu konuyla ilgili görüşlerini tıp dünyasına açıkladı.

Suda doğumun faydaları neler?

Asıl fayda, doğum sırasında annenin daha rahat ve ağrısız doğum sürecini yaşamasına yardımcı olmaktır. Suyun sıcaklığı ve kaldırma gücü nedeniyle rahme giden kan akımı artar, rahmin kasılmaları etkinleşir, artan oksijen nedeniyle ağrılar azalabilir. Su vajenin ağzını, yani bebeğin çıkış noktasını daha gevşek hale getirebilir. Bu da o bölgenin doğumda yırtılması olasılığını azaltabilir. Bebek için ise, bilimsel verilerden çok suda doğumu gerçekleştiren tıbbi personelin ve annelerin gözlemleri söz konusudur. Bu kişiler bebeğin kesenin içindeki sıvı bir ortamdan yine sıvı bir ortama doğarak daha yumuşak ve stressiz bir geçiş yaptığını ve bu bebeklerin daha az ağlayan, daha sakin bebekler olduğunu savunuyor.

Suda doğum ne kadar güvenlidir?

Bu konuda yapılmış olan en kapsamlı ve güvenilir çalışma 1999 yılında British Medical Journal adlı İngiliz tıp dergisinde yayınlandı. R. Gilbert ve P. Tookey’in yaptığı bu çalışma, 1994-96 yılları arasında İngiltere ve Galler’de gerçekleşmiş olan 4029 suda doğumu kapsamaktaydı. Bu çalışmaya göre, o yıllarda yapılan her bin doğumdan altısı suda doğum olarak gerçekleşmişti. Araştırmacılar suda doğan bu bebeklerin ölüm ve yeni doğan yoğun bakım ünitelerine yatırılış oranlarını, normal olarak karada doğan bebeklerin oranlarıyla karşılaştırdılar. Çıkan sonuca göre suda doğan bebeklerde görülen ölüm oranıyla karada doğan bebeklerin oranları arasında bir fark yoktu. (Her ikisi de binde 1,2-1,4 civarındaydı). Yenidoğan yoğun bakım ünitelerine yatırılma riski açısından da her iki grubun oranları aynı bulundu. Suda doğum adaylarının gebelikleri boyunca bir sorunlarının olmaması gerekir.

Kimler suda doğuramaz?

Herpes gibi genital bölgede enfeksiyonu olanlar, bebeğin başının değil poposunun rahim ağzına yakın olduğu gebelikler, çoğul gebelikler, erken doğumlar, pre-eklampsi (gebelik zehirlenmesi) veya diyabet (şeker) gibi hastalıkları olanlar, bebeğinde gelişme geriliği saptananlar, doğum sırasında bebeğin kalp atışlarında bir oksijen azlığı şüphesi doğanlar, doğumda yoğun mekonyum (bebeğin dışkısı) görüldüğü durumlarda önerilmemektedir.

Bilimsel gerçekler :

Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Sağlığı Bölümü doktorlarından Opr.Dr. brahim Sözen “SudaDoğum” ile ilgili soruları cevaplandırıdı ;Suda doğumun geçmişi nedir?Bilinen ilk suda doğum 1803 yılında Fransa’da doğumu çok uzun ve zorlu süren bir kadınındoğumunu kolaylaştırmak amacıyla sıcak su dolu bir küvete girmesiyle gerçekleşmiş. Sıcaksu içinde yatarak veya duş alarak doğum sancılarını azaltmak ve rahatlama sağlamakonlarca yıldır uygulanan bir klinik uygulamaydı. Fakat bu çok kısa süreler için ve doğumunerken evrelerinde yapılmaktaydı. Daha sonraları 1970’lerde Rusya ve Fransa’da başlayansuda doğumun gerçekleşmesi akımı 1980 ve 1990’larda ngiltere, Kanada ve diğer Avrupaülkelerinde yaygınlaştı. 1983 yılında ünlü ngiliz tıp dergisi Lancet’de yayınlanan bir makalekonunun ngiltere ve kıta Avrupa’sında birden popüler olmasına yol açtı. ngiltere’de KadınHastalıkları ve Doğum biliminin en üst kuruluşu olan Royal College of Obstetricians andGynecologists (RCOG) 1990, 1994 ve en son olarak 2001 yıllarında bu konuyla ilgiligörüşlerini tıp dünyasına ve kamuoyuna açıkladı. Aşağıda yer alan öneriler bu kuruluşun2001 yılında yayınladığı raporu temel almaktadır.Suda Doğumun faydaları neler olabilir?Asıl fayda annenin doğum sırasında daha rahat, keyifli ve ağrısız doğum süreciniyaşamasına yardımcı olmaktır. Suyun sıcaklığı ve kaldırma gücü nedeniyle rahime giden kanakımı artar, rahmin kasılmaları (doğum sancıları) daha etkin hale gelir, artan oksijennedeniyle ağrılar azalabilir. Su vajenin ağzını yani bebeğin çıkış noktasını daha elastiki vegevşek bir hale getirebilir, bu da o bölgenin doğum sırasında yırtılması olasılığını azaltabilir.Bebek için ise bilimsel verilerden çok suda doğumu gerçekleştiren tıbbi personelin veannelerin gözlemleri sözkonusudur. Bu kişiler bebeğin kesenin içindeki sıvı bir ortamdan yinesıvı bir ortama doğarak daha yumuşak ve stressiz bir geçiş yaptığını düünmektedirler. Bubebeklerin daha az ağlayan ve daha sakin bebekler olduğunu savunmaktadırlar.Suda Doğum ne kadar güvenlidir?Bu konuda yapılmış olan en kapsamlı ve güvenilir çalışma 1999 yılında British MedicalJournal adlı ngiliz tıp dergisinde yayınlandı. R. Gilbert ve P. Tookey’in yaptığı bu çalışma1994-96 yılları arasında ngiltere ve Galler’de gerçekleşmiş olan 4029 suda doğumukapsamaktaydı. Buna göre o yıllarda yapılan her bin doğumdan altısı suda doğum olarak gerçekleşmişti. Araştırmacılar suda doğan bu bebeklerin ölüm ve yenidoğan yoğun bakımünitelerine yatırılış oranlarını, normal olarak karada doğan bebeklerin oranlarıylakarşılaştırdılar. Çıkan sonuca göre suda doğan bebeklerde görülen ölüm oranıyla karadadoğan bebeklerin oranları arasında bir fark yoktu. (Her ikisi de binde 1,2-1,4 civarındaydı).Yenidoğan yoğun bakım ünitelerine yatırılma riski açısından da her iki grubun oranları aynıbulundu. Genel kural olarak suda doğum adaylarının gebelikleri boyunca gelişmiş birsorunlarının olmaması gerekmektedir. Sorunlu ya da yüksek-riskli gebeliklerde suda doğumönerilmemektedir.

Kimler suda doğum için aday değildirler?

Herpes gibi genital bölgede enfeksiyonu olanlar, bebeğin başının değil poposunun rahimağzına yakın olduğu gebelikler, ikizler ve diğer çoğul gebelikler, erken doğumlar, pre-eklampsi (gebelik zehirlenmesi) veya diyabet gibi hastalıkları olanlar, bebekte gelişme geriliğisaptanan olgular, doğum sırasında bebeğin kalp atışlarında olası bir oksijen azlığı şüphesidoğanlar, doğum sırasında yoğun mekonyum (bebeğin dışkısı) görüldüğü durumlar vebenzerleri için önerilmemektedir.Suyun sıcaklığı nasıl ayarlanmalıdır?Sıcak suyun kasları gevşettiği ve ruhsal rahatlama sağladığı bilinmektedir. Bunun sonucundarahime giden kan akımı artar ve rahimin kasılmaları daha az ağrılı olabilir. Çünkü artan kanakımıyla birlikte rahim kaslarına giden oksijen oranı da artar. Bu aynı zamanda rahim kasınındaha iyi kasılmasına ve bu sayede doğum sürecinin daha kısa olmasına yol açabilir. Vücutısısı olan 37 derece, suyun da ısısı olmak bakımından ideal bir derecedir. Suyun sıcaklığı 37derecenin üzerine çıkarsa bu bebek için tehlikeli bir durum yaratabilir. Bu nedenle suyun ısısıdoğum sırasında devamlı ölçülmeli ve hep 37 derecede kalması sağlanmalıdır. Uzun sürensu içinde kalma durumlarında, annenin terleme nedeniyle susuz kalması da bebek içinolumsuzluk yaratabileceğinden, annenin sıvı ile takviye edilmesi gerekmektedir.Doğum havuzunun temizliğinin önemi nedir?Doğum eylemi sırasında havuz suyunun amniotik sıvı (bebeğin kesesindeki sıvı), kan, idrarve benzeri maddelerle kirlenmesi beklenir. Bu hem bebeğin hem de annenin doğum sonrasıenfeksiyon riskini arttırabilir. Bu nedenle havuzun suyu belli aralıklarla değiştirilmeli,havuzdaki yabancı maddeler süzgeç araçlarla çıkartılmalı, ve havuz suyu koruyucumaddelerle enfeksiyonlara karşı korunmalıdır.Havuza girmek için ideal zaman nedir?1997 yılında yayınlanan bir çalışmada rahim ağzının 5 cm açılmasından önce havuzagirenler ile 5 cm açılmasından sonra girenler doğum süreleri açısından karşılaştırılmışlar. 5cm açılmadan önce girenlerin doğumlarının daha uzun sürdüğü ve bu anne adylarının dahafazla miktarda rahim kasılmasını arttırıcı ilaca gereksinim duydukları saptanmış. Bu nedenlehavuza girmek için önerilen açıklık 5 cm civarıdır.Bebek doğduktan sonra en büyük risk nedir?Yukardaki sözü edilen ve 4029 suda doğan bebeğin incelendiği çalışmada görülen bir özellikdikkat cekici. Bu bebekler arasında yenidoğan yoğun bakıma yatması gereken 35 civarındakibebeğin 5’inde kordon (göbek bağı) kopması olayı yaşanmış. Özellikle bebeği anneyebağlayan kordon biraz kısaysa, suyun içinde doğan bebeği hızla suyun yüzeyine getirmeçabası sonucu kordonun kopması sözkonusu olabilir. Bunu önlemek için doğumun 2. evresiadı verilen ıkınma aşamasında su derinliğinin gereğinden fazla olmamasına özen göstermek gerekir.

Aynı zamanda bebeğin tümüyle doğmasının ardından onu yavaşça ve ani olmayan

hareketlerle suyun yüzeyine çıkartarak annenin göğsüne dayamak önemlidir. Bu sıradakordonu sabitleyip kesecek malzeminin de hemen kullanılabilecek şekilde hazır haldeolmasına dikkat etmek gerekir.Bebek suyun altında nefes alır mı?Normal koşullarda bebek suyun altında nefes almaz. Suyun sıcaklığı ve bebeğin başınınsuyun içinde olması nefes alma refleksini engeller. Soğuk ise nefes alma refleksinikörükleyen bir etkendir. Bebeğin başı sıcak suyun içinden çıkartılıp daha soğuk olan havaylatemas ettiğinde nefes alma refleksi harekete geçer ve bebek nefes almaya başlar. Bebeğinsuyun içinde olduğu birkaç saniye içinde bebek oksijeni tüm gebelik boyunca olduğu gibikordondaki anne kanı aracılığı ile alır. Bebeğin suyun altında nefes almaya çalışması ve bunedenle ciğerlerine su kaçması doğum sırasında doğum kanalından geçerkenoksijenlenmesini azaltıcı bir stres yaşadığı durumlarda olabilir. Bunun farkına varılması iseancak bebeğin düzenli bir şekilde doğum sırasında bebek kalp monitörü ile izlenmesi ilemümkün olabilir.Dr brahim Sözen’in Görüşü:Ülkemizde özellikle bazı kesimlerde sezaryen ameliyatlarının oranının dünya standartlarınınçok üzerinde olduğu herkesin bildiği bir gerçektir. Kişisel olarak bayanlarımız için tercihimağrısız (epidural anesteziyle) normal doğumu teşvik etmek, sezaryeni ise tabii ki gereklidurumlarda yapmaktır. Suda doğumu da normal doğumu teşvik eden anlayışın bir parçası,bir uzantısı olarak görmek mümkündür. Suda doğumun en çok desteklenebilecek yönüdoğumun 1. evresi dediğimiz rahimin 0 cm’den 10 cm açıklığa (tam açıklık) geldiği ve doğumsancılarının yoğun olarak yaşandığı dönemde ağrıları azaltabilecek bir etkiye sahipolabilmesidir. Sıcak suyun bu etkisi bilinen ve bilimsel olarak da açıklanabilen bir olgudur.Ancak 2. evre dediğimiz ve ıkınarak bebeğin doğum kanalından çıkartılması olaraközetlenebilecek devrede bu ağrı azaltıcı etkinin olup olmayacağı tartışmalıdır. Bebeğin sudadoğmasının onda yaratabileceği olumlu etki konusunda ise sadece kişisel gözlemler vardır,bilimsel bir kanıt mevcut değildir. Bu nedenlerle suda doğum deyince doğum sancılarını verahimin açılma bölümünü suyun içinde geçirmeyi doğru bulmaktayım; fakat, doğumun 2.evresini suda geçirmeyi ve bizzat doğumun suyun içinde gerçekleşmesini tıbben önermek yerine, bunu anne ve babanın kişisel bir kararı olarak düşünüyorum. Riskleri ve olasıfaydaları bildikleri ve anladıkları sürece, bilimsel olarak suda doğan çocuklarda artan bir ölümve hastalık oranı da gösterilemediği için, bizzat doğumun da suyun içinde gerçekleşmesiniistekli kadın-doğum uzmanlarının sağlayabileceğini düşünüyorum. Bunun tam teşekküllü,yenidoğan yoğun bakım ünitesi olan, suda doğumun asgari şartlarını sağlayan bir doğumhavuzuna sahip hastanelerde ve sürekli doktor gözetiminde yapılması gerekiyor. Bebeğindüzenli aralıklarla , ve gerekirse sürekli, kalp atışları yönünden monitörle izlenmesinivazgeçilmez bir koşul olarak görüyorum. Nihayetinde amacın suda bebek doğurmak değil,sağlıklı bir bebek doğurmak olduğu gerçeği asla unutulmamalıdır. Doğumu suda planlayananne ve baba adaylarının bilmesi ve kabul etmesi gereken en önemli husus şudur: Doğumun1. veya 2. evresi sırasında, bebeğin durumunda suda kalmayı riskli kılacak bir gelişmeolursa, bunu ne kadar çok istemiş olurlarsa olsunlar, havuzdan çıkmayı içlerinesindirmelilerdir. Havuzdan çıkmaları, doğumun geri kalan kısmında bebeğin sürekli olarak monitörde kalp atışları yönünden izlenmesi ve doğumun karada ve yine normal olarak gerçekleşmesi yetebileceği gibi, daha riskli durumlarda sezaryen ameliyatı ile bebeğin hemen çıkartılması da gerekebilir.

Suyun sıcaklığı nasıl ayarlanmalı?

Sıcak suyun kasları gevşettiği ve ruhsal rahatlama sağladığı bilinmektedir. Bunun sonucunda rahme giden kan akımı artar ve rahmin kasılmaları daha az ağrılı olabilir. Çünkü artan kan akımıyla birlikte, rahim kaslarına giden oksijen oranı da artar. Bu, aynı zamanda rahim kasının daha iyi kasılmasına ve bu sayede doğum sürecinin daha kısa olmasına yol açabilir. Vücut ısısı olan 37 derece, suyun da ısısı olmak bakımından ideal bir derecedir. Suyun sıcaklığı doğum sırasında devamlı ölçülmeli ve hep 37 derecede kalması sağlanmalıdır.

Doğum havuzunun temizliğinin önemi nedir?

Doğum eylemi sırasında havuz suyu; amniotik sıvı (bebeğin kesesindeki sıvı), kan, idrar ve benzeri maddelerle kirlenir. Bu, hem bebeğin hem de annenin doğum sonrası enfeksiyon riskini artırabilir. Bu nedenle, havuzun suyu belli aralıklarla değiştirilmeli, havuzdaki yabancı maddeler süzgeç araçlarla çıkartılmalı ve havuz suyu enfeksiyonlara karşı korunmalıdır.

doğumBebek suyun altında nefes alır mı?

Normal koşullarda bebek suyun altında nefes almaz. Suyun sıcaklığı ve bebeğin başının suyun içinde olması nefes alma refleksini engeller. Soğuk ise, nefes alma refleksini körükler. Bebeğin başı sıcak suyun içinden çıkartılıp daha soğuk olan havayla temas ettiğinde nefes alma refleksi harekete geçer ve bebek nefes almaya başlar. Bebeğin suyun içinde olduğu birkaç saniye içinde bebek oksijeni tüm gebelik boyunca olduğu gibi, kordondaki anne kanı aracılığı ile alır. Bebeğin suyun altında nefes almaya çalışması ve bu nedenle ciğerlerine su kaçması, doğumda doğum kanalından geçerken oksijenlenmesini azaltıcı bir stres yaşadığı durumlarda olabilir. Bunun için bebek doğum sırasında bebek kalp monitörü ile düzenli olarak izlenmelidir.

4 Yanıt

  1. he or she pursues, that teenager will

    need to write clear, error-free, well-organized business letters, resumes, job applications, memos, accountability reports, and a whole range of other possibilities. good writing skills will make a difference in that young person’s ability to succeed…

  2. people expect to get good information from

    someone who really knows the subject. if you are more salesy, people can like that as well. lots of people like visiting blogs that are strictly reviewing things that they are considering buying. think about angie’s list for a minute. that

  3. be written in a simple, precise and

    no-nonsense manner.providing precise information regarding what the article is all about at the beginning of the blog itself makes users want to read further. organizing your blog post with several headings and subheadings also makes your blog more rea…

  4. twitter

    Doğum metodları | moda, güzellik, makyaj, evlilik, anne olmak, cinsellik, kariyer, sağlıklı yaşam, diyet modern kadınlar hakkında herşey…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: