Gönderen: modernkadin | Şubat 9, 2010

Aşkın sağlığımıza faydaları!

Aşkın hem bedenimize fiziksel faydaları, hem ruhumuza psikolojik faydaları olduğunu biliyor muydunuz?

14 Şubat’a sayılı günler kaldı. Sevgiliniz için hediye alternatifleri, ona yazacağınız aşk dolu yazılar, planlayacağınız şık bir organizasyon derken anlıyoruz ki ‘aşk’ aslında hiç hafife alınacak bir konu değil…  size bu kez aşkın farklı bir yönünden bahsedeceğiz!

Bilim adamlarına göre aşk

Aşk, bilim adamlarına göre bir beyin aktivitesidir. Beyinde artan hormonlarla duygu değişimleri; dopamin, norepinefrin, feniletilamin gibi çeşitli beyin içindeki hormonların aktivasyonları söz konusudur.

Memorial Suadiye Tıp Merkezi Dahiliye Bölümü’nden Uz. Dr. İsmail Yağız “Aşık bireylerin beyin MR görüntüleri incelendiğinde özellikle dopamin içeren bölgelerin, yani beyin sağ bölgesinin yoğun bir biçimde aktivitesinin arttığı gözleniyor” diyor. Dopamin vücuda enerji veriyor, iştahı azaltıyor, ilgiyi artırıyor, uykusuzluk, sürekli karşı tarafa odaklanma, onu düşünmeyi sağlıyor. Aşkın 3 fazının ilk dönemi bu şekilde gösteriliyor. Aşkın 2. ve 3. döneminde ise biraz daha sakinlik, sevgi, iletişim, koku duyguları, alışkanlık ve güven hissi ön planda. Bu dönemlerde ise serotonin ve diğer mutluluk sağlayan endorfinler etkili.

Peki ya aşk olmazsa?

Yapılan bilimsel çalışmalarda intihar girişiminde bulunan gençlerde kalp kırıklığı, terk edilme, aşkın kabul görmemesi gibi nedenler var. Aşk problemleri özellikle genç bireylerde toplum dışına itilme, yalnızlık ve depresyonu tetikleyerek yaşam isteğini azaltıyor. Kırık kalpli gençlerin hayatları incelendiğinde aile ilişkilerinde problemler, şefkat ve ilgi eksiklikleri gözleniyor. Hükümetler gençlerin üzerine daha fazla durulması, sosyal ilişkilerin güçlendirilmesi, gençlik cesaretinin olumsuz bir sonuca yol açmaması için önlemler alınması üzerinde duruyorlar.

Aşkın fiziksel faydaları

1.Kan akımının düzenlenmesi

Dopamin ve norepinefrin kan akımını artırır.

2.İştah azalması

Tokluk merkezinin uyarılmasıyla açlık hissi kaybolur

3.Kalp ritminin hızlanması

Noradrenalin kalp atım hızını artırır.

4.Yağ yakımı

Stres hormonları olarak bilinen noradrenalin yağ yıkımını sağlar.

5.Metabolizmanın hızlanması

Kilo kontrolü ve zayıflık sağlar

6.Hafıza ve becerilerin artması

Artan kan beyin kan akımı hafıza ve becerilerin artmasını sağlar.

7.Ağrıyı daha az hissetme

Güçlü vücut içi morfin olan endorfinler hem ağrı algısını azaltır hem de mutluluk sağlar.

8.Bağışıklık sisteminin güçlenmesi

Endorfin ve serotonin yüksekliği bağışıklık sistemini güçlendirir.

9.Cilt sağlığının artması

Kan akımı değişiklikleri ve seks hormonlarının artması ciltte duruluk ve canlılık sağlar.

10.Östrojen ve testosteron artması

Üreme isteğini artırır.

Aşkın psikolojik faydaları

1.Motivasyonun artması

Kendine güvenen ve enerjik bir bünye, konsantrasyon yoğunluğunu sağlar.

2.Antidepresan etkiler

Kullanılan antidepresanlar serotonin ve noradrenalin türevi maddeler içerir.

3.Özgüven ve başarı

Mesleksel başarılara imza atılır.

4.Dışa dönük, sosyal kişilik yapısı

Mutlu ve sosyal bir kişilik yapısı sağlar.

Sevgililer gününüz şimdiden kutlu olsun! Aşkla ve dolayısıyla sağlıkla kalın…

Gönderen: modernkadin | Şubat 8, 2010

Sevgilinize bir şarkı hediye edin!

Sevgililer gününde, sevdiğinize en sevdiği parçayı kendi sesinizle kaydedilmiş bir cd’de hediye edebilirsiniz.

Özel günlerinizi gerçekten ‘size özel’ kılmaya ne dersiniz?

İster doğum gününde veya evlilik yıldönümünüzde, ister yılbaşında veya sevgililer gününde sadece size özel bir müzikal hediye kulağa çok hoş geliyor, değil mi?

Hem eğlenceli, hem özgün bir hediye yaratmak için Sizeozelmuzik.com adresine girip bir göz atın. Burada eşinizin veya sevgilinizin en sevdiği şarkıyı veya ortak şarkılarınızı kendi stüdyolarında kendi sesinizden söylemenize imkan sağlanıyor. Site yetkilileri bu şarkıların altyapı tasarımlarını ve gerekli vokal düzeltmelerini yapıyorlar ve ortaya profesyonel bir eser çıkmış oluyor! Hazırlanan şık bir hediye paketi ile armağanınıza kavuşuyorsunuz.

Gönderen: modernkadin | Şubat 8, 2010

Sevgilinize en özel hediye ne olur?

Her yıl satın aldığınız hediyeden farklı bir hediye hazırlayarak sevgilinizi şımartmaya ne dersiniz?

14 Şubat yaklaştıkça “ne alacağım” telaşı yaşayanlardan mısınız? Bu yıl klasik hediyenin dışına çıkmaya ne dersiniz? İmdadınıza pudra.com yetişiyor! İşte size, kendi hediyenizi yaratma fırsatı! Standartlarınızı zorlayın ve ona romantik, bir o kadar da sıra dışı bir hediye verin. Peki bu özel hediye ne olabilir?

Aşk sözleri

Romantik sözlerle, sevdiğiniz şarkı sözleri ya da şiirlerden alıntılar yaparak hazırlayacağınız bir kart, basit ama bir o kadar da değerli… Üzerine ne yazdığınız önemli olan. Bir hediyeyi, ömür boyu saklanmaya değer kılan başka ne olabilir ki! İşte size usta şairlerin unutulmaz mısralarından ve şarkı sözlerinden seçmeler…

Ellerin var beyaz güller gibi küçücük

Mutlak kalbin tomurcuklardan pembe

Sanki yeşil yaylalardır gözlerin

Alnımda ter ve kuvvetsin içimde (Cahit Külebi)

Ben şair, sen baştan ayağa şiir

Birbirimiz için yaratılmışız (Ümit Yaşar Oğuzcan)

Dünyanın nüfusu ikiye bölünüyor

Yarısı sen oluyorsun, yarısı ben

Sonra ikimiz bir bütün oluyoruz

Kimseye sezdirmeden (Özdemir Asaf)

Ben seni düşünüyorum seni

Hani tıpkı o ilk günlerdeki gibi

Kalbim diyorum kalbim

Daha dün tezgahtan çıkmış bir su sayacı gibi

Aşkı anılar besliyor düşler kadar

Bu yüzden diyorum ki aşk eskidikçe aşktır

Sevgi eskidikçe sevgi (Cemal Süreya)

Dudaklarımda bir ateş

Avuçlarımda alevsin

Sensiz yalnız sensiz içim

İlahımsın sevgilimsin

Sen benim her şeyimsin (Tanju Okan-Dudaklarımda Bir Ateş)

Fotoğraf kolajı

Bugüne dek birlikte çektirdiğiniz fotoğraflarınız arasından en romantik olanları seçin ve bir kolaj yapın. Sadece ikinizin fotoğraflarından oluşan bir fotoğraf albümü de hazırlayabilirsiniz. Her bir fotoğrafın altına ona olan sevginizi ifade eden cümleler eklerseniz bundan daha romantik bir hediye olamaz!

Fotomontajlı film posteri

Sevdiğinizle izlediğiniz ve ikinizin de çok sevdiği özel bir film varsa, başrol oyuncularının yüzleri yerine sizin yüzlerinizi montajlayarak özel posterler hazırlatmak da farklı bir Sevgililer Günü hediyesi olabilir. Bunun için www.basroldesen.com’a bakabilirsiniz.

 

Hafta sonu kaçamağı

Sevdiğiniz için, hani o çok istediği hafta sonu kaçamağını sürpriz bir organizasyonla hediye haline getirmeye ne dersiniz? Yemyeşil bir ormana yaslanmış Ağva, en güzel kar tatili imkanı sunan Kartepe, yeşil ve mavinin farklı tonlarını barındıran Sapanca, her türlü doğa sporunu yapabileceğiniz Kerpe, eşsiz manzarası ve temiz havası ile Abant; İstanbul’a yakın yerler olarak en iyi kaçamak alternatifleri gibi görünüyor.

Aşk şarkıları CD’si

Sevgilinize en güzel aşk şarkılarından oluşan bir CD hediye edebilirsiniz. Üstelik bu CD’yi üzerine sevgi mesajı yazdıktan sonra, ummadığı bir şekilde, iş yerine göndermek güzel bir sürpriz olacaktır. İşte önereceğim aşk şarkıları…

Dön Gel – Funda Arar

İlla – Leman Sam

Yerine Sevemem – Gökhan Kırdar

Sen Benim Şarkılarımsın – İlhan Şeşen

Kadınım – Levent Yüksel

Limon Çiçekleri – Mustafa Ceceli

Aşk Durdukça – Yüksek Sadakat

İncelikler Yüzünden – Sertab Erener

Can’t Take My Eyes Off You – Frankie Valli

Everything I Do – Bryan Adams

Take My Breath Away – Berlin

Every Breath You Take – Police

If You Go Away – Patricia Kaas

Strangers in the Night – Frank Sinatra

Goodbye My Love Goodbye – Demis Roussos

Because The Night – Patti Smith

All I Want is You – U2

Wonderwall – Oasis

I Want You – Bob Dylan

 

Aşk kurabiyeleri

Sıradan kurabiyeleri aşk kurabiyelerine dönüştürmek için, her birine “seni seviyorum” sözünü oluşturan harflerin şeklini verin. Pişirdiğiniz kurabiyeleri kutunun içinde yan yana dizip “seni seviyorum” yazısını oluşturun. Sevgililer Gününü lezzetlendirmek için iyi bir yol, değil mi?

Konser bileti

Sevgilinizin ya da eşinizin en sevdiği sanatçı kim, bir düşünün. Sonra da hızlı bir internet taraması ile yakın zamanlarda bir konseri ya da gece kulübü sahnesi olup olmadığını öğrenin. Ve tabii iki kişilik bileti hemen satın alın. Bu hediyeyi sunma biçimi açısından güzel bir fikrimiz var: Biletin arkasına minik bir sevgi mesajı not edip, cebine o görmeden yerleştirin.

Özel kitap ayracı

Sevdiğinize hediye etmek üzere bir aşk romanı alın. Sizin için seçtiğimiz en güzel aşk romanlarınına göz atabilirsiniz.  Kitabı vermeden önce ayraç biçiminde kestiğiniz bir kartonun üzerine ikinizin birlikte çekilmiş fotoğrafının küçültülmüş halini yapıştırın. Ayracın arkasına “seni seviyorum” sözünü ya da bir aşk şiiri mısrasını ekleyerek ayracı kitabın arasına koyun. Kitabın değeri bir yana, ona kattığınız artı değerle unutulmaz bir hediye sunmuş olacaksınız.

İç Çamaşırı

Aşkı anlatmanın en güzel yolu iç çamaşırı hediye etmekten geçer…

Dantel, jartiyer, canlı renkler…? Hepsi gecegiyim.com da var!

Gece giyimin özel koleksiyonuna bakmadan karar vermeyin. Saflığın rengi beyaz ve zarafetin rengi siyahın ana renkler olduğu koleksiyonda, pembe, lila ve kırmızı da bolca yer alıyor.

Gönderen: modernkadin | Şubat 4, 2010

Karanlıktan korkar mısınız?

Karanlık korkusu en yaygın korkulardan biri… Zaman zaman hayatımızı zorlaştırır. Peki, bunu yenmek için neler yapabiliriz?

Korkusu olanlar bilir, korkular insanın hayatını o kadar çok etkiliyor ki… Fobi geliştirdiğiniz, yani aşırı korku duygusu yaşadığınız şeyi hayatımızdan uzak tutmaya çalıştıkça kendimizi kısıtlar hale geliyoruz.

Her 10 kişiden birinin sorunu fobi sahibi olmak. Hatta bazılarımızın farkında olmadığı ya da dile getirmekten çekindiği fobileri olduğu da düşünülünce, bu oranın aslında daha yüksek olduğu söyleniyor.

Karanlık korkusu mu, fobisi mi?

Fobi, kaçtıkça kovalayan bir korkudur. Gerçekte korku yaratmayacak bir nesneye veya duruma karşı korku duyma ve bundan kaçınma durumu olarak tanımlanıyor. İşte o fobilerden biri de kenofobi, yani karanlık fobisi.

Karanlık korkusuyla karıştırmamak gerekiyor. Ne de olsa herkes karanlıktan korkabilir. Karanlık bir ortamda kaldığında kontrol etme içgüdüsünden dolayı bunu gerçekleştiremeyince korku duyabilir insan. Ama fobide, sadece karanlıkta kalındığımızda değil, karanlıkta olma fikri, düşünce aşamasındayken bile aşırı korku yaşatabiliyor.

İşinizi yapamaz hale geliyorsanız…

Diyelim ki gündüz arabayla yola çıkmanız gerekiyor. Ama gitmek istediğiniz yere varacağınız saatlerde karanlık bastırmış olacak ve siz karanlıkta araba kullanıyor olacaksınız. İşte bu durumda fobi devreye giriyor ve daha fikir aşamasındayken beyninizi kaplayarak sizi o mecbur olduğunuz işten alıkoyuyor. Ya da her an elektrikler kesilebilir düşüncesiyle evde tek başınıza karanlıkta kalma fikri içinizi kemiriyor ve asla yalnız kalamıyorsunuz. Bol miktarda “asla”ların olduğu bir hayat ne zor, değil mi?

Sizi kim bu kadar korkuttu?

Bu korkudan nefret ediyorsunuz aslında ama bir türlü de üstesinden gelemiyorsunuz. Neredeyse siz kaçtıkça o kovalıyor. Nedenini bilmek isteseniz, bilim ona da henüz tam bir yanıt veremiyor. Biyolojik etkenler, kalıtım faktörü ya da çevresel etkenler diyor. Bunların hepsinin bir arada olduğu durumlar da söz konusu.

Aslında en önemlisi çevresel faktör, yani öğrenme. Çocukluğunuzda, gece tuvalete yalnız kalktığınızda karanlıkta başınıza kötü şeyler geleceği korkusu yaşadıysanız ileriki hayatınızda karanlık fobisine sahip olmanız doğal. Ya da gece karanlıkta uyuyamayan yetişkinleri örnek aldıysanız, sizin de karanlığı sevmemeniz, bunu bir fobiye dönüştürmeniz de beklenir bir durum. Bir de tabii aile içinde şiddet ve kaygı ortamında büyümüş insanların ileriki yaşlarında o korkularını bir nesneye ya da bir duruma yönlendirmeleri de fobi oluşumunu tetikleyebiliyor.

Karanlık fobisini yenmek! Peki, ama nasıl?

Karanlık fobisinin insanı en çok yoran tarafı, korkunun, beraberinde kaçınma davranışını getirmesi kuşkusuz. Fobi, üstesinden gelinmezse, gittikçe büyüyor ve insanı tamamen hareketsiz hale getiriyor. Şunu bilmek gerekiyor ki, fobiler tedavi edilebilir.

Karanlık fobisini yenmek için, bu korkunun üzerine gitmek gerekiyor. Korkuyla yüzleşmeden, üzerine gitmeden o korkuyu yenmek mümkün değil, unutmayın! Tabii bu korkunun üzerine gitme tedavisi, körü körüne bir üzerine gitme şeklinde olmamalı. Zira daha travmatik sonuçlar doğurabilir. O nedenle bir uzmandan yardım almak daha doğru. Uzmanın önerisi ile adım adım korkunuzla yüzleşerek her adımda rahatlıyor, korkuyu sıfıra yaklaştırabiliyorsunuz. Bu yüzleşmeler esnasında, hayal ettiğiniz korku senaryolarının aslında korkmanızı sağlayacak kadar kötü olmadığını görmeniz gerekiyor.

Ayrıca, gevşeme teknikleri de uygulanarak, karanlıkta kaldığınızda ya da kalacağınız düşüncesine kapıldığınızda yaşadığınız terleme, kalp çarpıntısı, nefes kesilmesi gibi sorunların üstesinden gelebiliyorsunuz. Önemli olan, karanlık fobinizi yenmeye karar vermeniz. Ne de olsa karar vermek, başlamak; başlamak da başarmanın yarısı demek!

Gönderen: modernkadin | Şubat 4, 2010

Hazımsızlık tedavisi nasıl olur?

Siz de bir türlü yediklerini hazmedemeyenlerden misiniz? Dikkatli olun, bu durum bir hastalığın işareti olabilir.

Çoğumuzun hayatımızın bir döneminde yakındığı bir durum hazımsızlık. Tıpta “dispepsi” denilen bu rahatsızlık, karnın üst bölgesinde ağrı, erken doyma, şişkinlik, bulantı hissi gibi yakınmalarla tarif edilebilir. Araştırmalar gösteriyor ki toplumun dörtte biri bu dertten muzdarip.

Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Bahattin Çiçek, hazımsızlığın tek bir hastalık olmadığını, bazı durumlarda hazımsızlığı yapan organik bir hastalığın görülebileceğini belirterek, hazımsızlığa yol açan beş hastalığı şöyle sıralıyor:

Yemek borusunda reflü olması

Safra kesesi hastalıkları

Pankreas hastalıkları

Mide ülser veya kanseri

Aspirin veya romatizma ilaçlarının kullanımı

Hareketsizlik ve kilo hazımsızlık yapıyor

Dr. Çiçek, hazımsızlık sorunu çekenlerin üçte ikisinin sahip olduğu “fonksiyonel hazımsızlık” rahatsızlığının kesin olarak bilinen bir nedeni olmadığını vurguluyor. Ancak, bu kişilerde hazımsızlığın nedeni şunlar olabilir:

“Bu kişilerin büyük kısmı yakınmalarının yemeklerle ilişkili olduğunu belirtir. Az yemekle hemen doyduklarını, şiştiklerini bazen de açlıkla midelerinin ağrıdığını söylerler. Dolayısıyla mide hareketlerinde, boşalmasında sorun olması veya mide asidine kişinin duyarlı olması fonksiyonel hazımsızlıktan sorumlu olabilir. Hareket azlığı ve kilo alımı, mide bağırsak hareketlerinin yavaşlaması sonucu hazımsızlığa neden olur.”

İşgücünü kaybettiriyor

Fonksiyonel hazımsızlığın, yaşam kalitesini bozmak, işgücü kaybına neden olmak gibi etkileri olduğunu söyleyen Dr. Çiçek, “Fonksiyonel hazımsızlık ilerleyici bir hastalık değildir. Ancak fonksiyonel hazımsızlığı olan kişilerin önemli kısmında uzun dönemde de bu yakınmalar devam ediyor. Hazımsızlığın giderilmesinde ilaç tedavisi uygulanırken, mide asidini baskılayıcı ya da mide hareketlerini uyarıcı ilaçlar kullanılıyor. Eğer uygun bir ilaç tedavisi ile yakınmalarda belirgin bir düzelme sağlanamıyorsa hekimin yeniden değerlendirmesi gerekir” diyor.

Mikroptan mı, stresten mi?

Dr. Çiçek, ülkemizde yaygın olarak bulunan “helikobakter pylori” mikrobunun hazımsızlıkta rol oynadığının düşünüldüğünü, ancak bunun kesin olmadığını belirterek, bu mikrop ortadan kaldırıldığında hastaların ancak 10’da birinde kalıcı rahatlama sağlanabildiğini ifade ediyor.

“Stres muhtemelen kişinin hazımsızlığı daha ciddiye almasına, daha çok sorun etmesine neden oluyor. Anksiyetesi olan kişiler, diğerlerine göre daha çok hekime başvuruyor” diyor.

Bu durumda öncelikle hazımsızlığın altında yatan bir hastalık olup olmadığının bilinmesi gerekiyor. Mide ya da mide dışı ciddi organik nedenleri fonksiyonel hazımsızlıktan ayırt etmek gerekiyor. Bunun için hazımsızlık sorununuz sürekli hale geldiyse mutlaka bir doktora başvurmalısınız.

45 yaşın üzerindekiler, dikkat!

“Ciddi bir hastalığın olduğunu düşündüren sebepsiz kilo kaybı, lokma yutmada güçlük, inatçı kusmalar, kansızlık, dışkı veya kusmukta kan olması durumunda veya hazımsızlık çeken kişi 45 yaşın üzerindeyse araştırılması gerekir” diyen Dr. Çiçek, hazımsızlıkta tercih edilen testin endoskopi olduğunu belirtiyor.

Dr. Çiçek’ten hazımsızlık çekenlere öneriler

Yeme alışkanlığınızı gözden geçirin

Hazımsızlık yaptığını bildiğiniz besinlerden sakının

Ağır, yağlı yiyecekler yemeyin

Fazla yememeye özen gösterin

Akşam geç saatlerde yemeyin

Hızlı yemekten kaçının

Egzersiz öncesi yemek yemeyin

Sigara içmeyin

Alkolden sakının, özellikle akşamları fazla almayın

Sağlıklı bir kiloda kalmaya çalışın

Haftanın 4-5 günü en az yarım saat egzersiz yapın

Gönderen: modernkadin | Şubat 4, 2010

Bel çevresinde yağlanma…

Kilo veriyorsunuz, ama bel çevreniz hala kalın, göbeğiniz hala şişkin mi? Bel çevresinde yağlanma ciddiye alınması gereken bir problemdir.

Bel çevresindeki yağlar ve kalınlıktan şikayetçi olanımız çoktur… Hem pantolonun üzerinden taşan, hem dar giysilerde kötü bir görüntü , hem de birçok ciddi sağlık problemine zemin hazırlayan bu problemle başa çıkmak için adım adım neler yapmalı ve nelere dikkat etmemiz gerektiğini sizlerle paylaşmak istedik.

Memorial Ataşehir Tıp Merkezi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Şefika Aydın Selçuk “Kalıcı tedavinin diyet tedavisi olduğu kabul edilmesi gereken bu tip yağlanma, aslında birçok kronik hastalığın oluşmasında etkin bir rol oynamaktadır” diyor.

Yaptıracağınız ayrıntılı vücut analizi bel çevresi yağ dağılımı ve miktarı hakkında 1 dakikada bilgi verecektir. Yapılan ölçümler sonucunda genel yağ yüzdeniz, yağ kütlesi, bölgesel olarak yağ ve kasın dağılımı, bel kalça oranı baz alınarak yağlanmayı azaltacak diyet planı diyetisyeniniz tarafından planlanacaktır.

Bel çevresi kronik hastalıklara zemin hazırlar

Özellikle metabolik sendrom, dislipidemi, kardiyovasküler hastalıklar ve tip 2 diyabetin sık gözlendiği bu kişilerde bu yağlanmayı azaltmak için doktor ve diyetisyen kontrolü şarttır. Çünkü bu kişilerde oluşan hormon bozukluklarında ilaç tedavisi gerekebilir. Diyet tedavisi bel çevresi yağlanmasını azaltır bu rahatsızlıkların oluşum riskini ortadan kaldırır.

İşte adım adım yapılacaklar

1. ADIM: Bel çevresi yağlanmasının nedenini araştırmak

Vücutta yağlanma oranının yüksek olması sağlık problemlerinin var olmasında tek başına bir indikatör değildir. Fakat abdominal yağlanma olarak tanımladığımız bel çevresi yağlanmasının oluşmasında altta insülin direnci, kortizol fazlalığı, hipotiroidi, Cushing ( böbrek üstü hormonların fazla çalışması ) gibi sağlık sorunlarının olup olmadığının araştırılması gerekmektedir.

Yağlanma sebeplerinden bir diğeri de gıda alımında dengesiz tüketimdir.

Menopoz dönemi de yağlanmanın vücutta fizyolojik olarak arttığı ve tetiklediği bir dönemdir.

Hareketsizlik ve buna bağlı enerji harcamada azalma.

Fazla alkol tüketimi de bel çevresi yağlanmayı artırmaktadır.

Kronik stres bel çevresinde yağlanmaya en önemli nedenlerdendir.

2. ADIM: Nedeni bulduktan sonra çözüme yönelmek

Bel çevresi yağlanmasının sebeplerini öğrenmek için doktor kontrolü sonrasında gerekli tahliller yaptırılıp, hormonal bir sebep var ise ilaç tedavisi başlar. Bununla birlikte kilo fazlası olanlarda bel çevresi yağlarını azaltmaya yönelik diyetisyen kontrolünde diyete başlanır.

Kilo fazlalığı; fazla kilolu olma ya da obezite hangi aralıkta olursa olsun beraberinde vücutta yağlanmayı da artırmaktadır. Yapılan vücut analiz ölçümlerinde bu yağlanmanın miktarı ve dağılımı hakkında sonuç alındıktan sonra sık takiple kişinin sağlıklı kiloya gelmesi hedeflenir.

Bu konuda hedeflenen tartı çok önemlidir. Hedef tartı uzun süre korunabilecek, kişinin boyu ve ayrıntılı vücut analizi ölçümü dışında yaşını da göz önüne alarak hesaplamak gerekir. Kısacası hedef kilo sağlıklı kilo olmalıdır. Diyetin içeriği karbonhidrat, yağ ve proteince dengeli olarak kişiye uygun olarak planlanır.

3. ADIM: Yağlı ve karbonhidratlı besinlerin tüketiminde miktar kontrolü

Yine sıklıkta duyduğumuz cümlelerdir “ Ben hiç yağlı şeyler yemiyorum, yemeklerimi zeytinyağlı yapıyorum, evimize margarin tereyağı hiç girmez… Fakat vücudum yağlanıyor? ” bilinmesi gereken en önemli gerçek vücutta oluşan yağ ile tüketilen yağ farklı şeylerdir. Vücut yağı; yağ ve yağlı gıdaları tüketme dışında örneğin, simit, börek gibi hamur işi besinler, meşrubatlar, bisküvi, cips, gofret, tatlılar, hazır et suları, salata sosları gibi daha sayabileceğimiz karbonhidrat ve proteinli gıdaların gereğinden fazla tüketilmesi sonucunda da vücutta artar ve bel çevresinde depolanır.

İnsülin direncine dikkat!

Özellikle insülin direnci gibi diyabet oluşum riski artmış kişilerde sıklıkla gördüğümüz abdominal yağlanmada diyetin içeriğinde özellikle glisemik indeksi düşük diyet uygulanarak bu kişilerde oluşan sürekli açlık hissinin ortadan kaldırılması ile kilo kontrolü sağlanır. Özellikle insülin direnci ile gelen hastalar “ Yedikçe yeme isteğim oluyor, yemek sonrasında hemen canım tatlı bir şeyler çekiyor, sık acıkıyorum, çok sık tatlı yiyorum” gibi gıda alımında sıkıntılarla gelmekteler. Çünkü insülin direncinde aldığımız tüm besinlerin içeriğinde bulunan karbonhidrat olan şeker kandan hücrelere taşınamıyor ve hücreler kendini sürekli aç hissedip beyne açlık sinyali gönderiyor. O açıdan diyet yeterli ve dengeli öğünlerle sık aralıklı ve kan şekerini hızlı düşürüp kişiyi hemen acıktırmayacak şekilde planlanmaktadır.

Özellikle glisemik indeksi düşük bu diyetlerde pizza, burger gibi fast food yiyecekler, beyaz pirinç, makarna, gözleme, börek, reçel, bal, tatlılar, meyvelerden muz- incir- kavun- üzüm gibi daha birçok besinde kısıtlama yoluna gidilmektedir. Çünkü bel çevresini artıran besinler genelde glisemik indeksi yüksek gıdalardır.

Unutmayın her gıdanın fazlası vücutta depolanmayı tercih edecektir. Meyvenin fazla tüketimi de bel çevresini artırabilir. Yeterli miktarda tüketmek en önemlisi!

Bel çevresinde yağlanmaya neden olan beslenme hataları

Akşam sadece meyve yiyip yatmak

Saat 6’ dan sonra yemek yememek

Kahvaltı, öğle gibi ana öğünleri atlamak

Diyette hiç ekmek yememek

Ara öğünler yapmamak

Yüksek karbonhidratlı besinleri diyette çok sık tüketmek

Pilav, makarna, tatlı, mantı, çorba ve börek gibi yemekleri aynı öğünde bir arada tüketmek

Kuruyemiş, kuru meyve gibi gıdaları gereğinden fazla tüketmek

Light gıdaları kilo aldırmaz düşüncesi ile fazla miktarda tüketmek

.

Herkesin alması gereken kalori farklıdır. Herkesin yiyebileceği bir porsiyon ölçüsü vardır. Bir besini gereğinden fazla tüketmek de diyetten tamamen çıkarmak da doğru bir hareket değildir. Uzun açlıklar başta bel çevresi olmak üzere yağlanmayı artırır. Önemli olan sık aralıklarla yeterli miktarda tüketmeyi öğrenmektir.

Önemli olan aynı öğünde çok çeşit yemekleri bir arada tüketmek değil farklı günlerde az miktarlarda çeşitli beslenmektir!

Enerji harcamanızı da artırın

Aslında bir adımsayar alarak öncelikle günlük nasıl bir harcamanız olduğunu gözlemleyebilirsiniz. Çalışmalar bir kişinin günde 8000- 10000 adım atması gerektiğini vurgulamaktadır. Çok hareketli olduğunuzu veya hareketsiz olup olmadığınızı anlamanın en pratik yolu adımsayar alıp kendinizi takip etmek ve adım sayılarınızı gün geçtikçe artırarak daha da enerji harcamak atacağınız en büyük adımdır!

Egzersiz yapmak vücutta genel yağlanmayı azaltan en önemli parametrelerden bir tanesidir

Gönderen: modernkadin | Şubat 4, 2010

Aldatılan kadın ne hisseder?

Aldatıldığınızı öğrendiğinizde gitmek mi zor, kalmak mı? Ona tekrar güvenebilmek mümkün mü?

Aldatılmak, günümüzde ilişkilerdeki en önemli sorunlardan biri. Birbirini seven, birlikte mutlu olan, insanlar bir araya gelip “çift” oluyorlar. Ancak, zamanla insanlar değişiyor. Aradan geçen yıllar, hayata bakışı değiştirebiliyor, sevgiyi de alıp götürebiliyor.

Çoğu ilişkide aldatma olayının etkisi altında kalıyor. Aldatma söz konusu olduğunda kadınlar çok büyük bir travma yaşıyor. İlişkiye ve kendine olan güveni sarsılıyor ve pek çoğumuz ne yapacağımızı düşünür hale geliyoruz…

Aldatılan kadın ne yaşar, neler hisseder, bu olayın üstesinden nasıl gelebilir? Yanıtları araştırdı…

“Yuvanı koru” baskısı

İlişkide sadakatsizlik durumunda, aldatıldığını öğrenen bir kadın için açık ya da bastırılmış öfke, kaygı bozukluğu ya da depresyon oluşma ihtimali çok yüksek. Çevreden gelen baskılar da ruh halini fazlasıyla etkiliyor. Bu baskıyı yaratan çevre, özellikle aile tabii. Çoğunlukla geleneksel ailelerde, “yuvanı koru” şeklinde yapılan baskı, bazen “boşan” dayatmasına da dönebiliyor. Oysa aldatıldığınızda, her ne kadar öfke de duyuyor olsanız, onca yılı geçirdiğiniz insanı bir çırpıda bırakıvermek söylendiği kadar kolay olmayabiliyor.

Sakinleşmeyi bekleyin

Aldatıldığınızı öğrendiğinizde evliliği sürdürmek de isteyebilirsiniz. Ancak, dikkate almanız gereken bir konu var: Eğer evlilik dışı ilişkide eşinizle o üçüncü şahıs arasında duygusal bir bağ varsa, bu şahsın uzaklaştırılmasında sorun yaşanma ihtimali yüksek.

İlişkiyi bitirmek, boşanmak, ekonomik bağımsızlığı olmayan, özellikle çocuk sahibi kadınlar açısından daha zor, kabul etmek gerek. Bazen imkansız bile olabiliyor. Ancak, henüz yeni yaşanmış bir üzüntü durumunda, daha olayın sıkıntısını ve öfkesini üzerinizden atmadan karar vermeniz doğru olmaz. Psikologlar ve ilişki terapistleri karar vermeden önce biraz sakinleşmek gerektiğini söylüyor. Bu esnada tedavi edilmesi gereken bir depresyon ya da kaygı bozukluğu varsa, onun çözülmesi de yerinde olur. Aksi takdirde karamsar bir bakış açısına sahipken verdiğiniz karar, sizi ileride mutlu etmeyecektir.

Kendi kararınızı kendiniz verin

Aldatıldığını öğrenen bir kadının yaşadıklarını, arkadaşlarıyla ve ailesi ile paylaşması doğal. Ancak, burada önemli nokta, son kararı kişinin kendisinin vermesi.

Aile de arkadaşlar da iyi birer dinleyici olabilirler, ancak aynı zamanda “akıl veren” konumuna da gelebilirler. Çevreniz, erkeğin tek gecelik aldatmasının cinselliğe olan zaafından dolayı olduğunu ve makul görülmesi gerektiği söyleyebilir. Gerçek şu ki, aldatılan kadın için, tek gecelik ilişki ya da duygusal ilişki, yaşanan sıkıntılar açısından bir fark olmuyor.

İlişkiyi sorgulayın

Aldatılma sonrasında en sağlıklı düşünme biçimi, partnerinizle birbirinizi değil, aldatılmayı sorun olarak görebilmeniz. Aldatılma, ilişkinin hastalığı aslında. Bir de tabii, kırılan, incinen benliğiniz… Tüm bunları göz önünde bulundurarak ilişkinizi sürdürmek için yeterli sebebiniz olup olmadığını sorgulamanız gerekiyor.

Ona nasıl güvenebilirsiniz?

Evliliğinizi ya da ilişkinizi bitirip bitirmeme kararı aslında duygularınızdan çok, düşüncelerinize ve inançlarınıza bağlı. Onu hala seviyor olabilirsiniz. Aranızda koparılamayacak bir bağ olduğuna da inanabilirsiniz.

Elbette ayrılığı, boşanmayı düşünmüyor olabilirsiniz. Ancak, şu soruyu kendinize sormalısınız: İlişkime gerek cinsellik gerekse de duygusal olarak kaldığı yerden devam etmem mümkün mü? Her ne kadar ilişkinizi her şey ‘normal’miş gibi sürdürmek isteseniz de cinsellikten soğumanız gayet doğal. Bu durumda cinselliği bir süre askıya alıp güven duygusunu yeniden geliştirecek kucaklaşmalara ağırlık vermek, cinsel olarak ona karşı yaşadığınız soğumayı aşmanıza yardımcı olabilir.

Elbette bu dönemde eşinizin tutumu ve desteği de ilişkinin sürüp sürmeyeceği konusunda netleşmeniz açısından size yol gösterecektir.

Bu sorunun üstesinden gelmek için aldatmaya yol açan nedenleri anlamaya çalışabilirsiniz. Bazı durumlarda bu tür sorunlu bir dönem yaşamak ilişkiyi gözden geçirmek ve hem sizi, hem eşinizi mutsuz eden konuları değiştirmek için de fırsat da olabilir. Ancak, bunu kadın ve erkek olarak konuşarak başarmak çok zor olduğu için bir psikologdan yardım almanız çok yararlı olacaktır.

Aldatılma konusundaki düşüncelerinizi yorum yazarak bizlerle paylaşabilirsiniz? Aldatılma sonrası sıkıntılı dönemi nasıl atlattınız? Hayatınızda neler değişti? Yorumlarınızı bekliyoruz

Gönderen: modernkadin | Şubat 4, 2010

Hava şartları güzelliğinizi etkilemesin

Cilt, eller dudaklar…. Kısacası tüm vücudumuz kış şartlarından olumsuz etkilenebiliyor.

Dudaklarım çok kuruyor

Her şeyden önce dudaklarınızı yalamaktan vazgeçin. Böyle bir huyunuz varsa ne kadar tedbir alsanız da dudaklarınızın kuruması kaçınılmaz olacaktır. Ara sıra dudak koruyucu sürmenin yeterli olmadığını unutmayın. Bunu düzenli bir şekilde kullanın.

Püf noktası: Dudaklarınıza gece yatmadan Bepanthen krem sürün, sabah kalktığınızda pürüzlerin yok olduğunu göreceksiniz! Üstelik dudaklarınız yumuşacık ve parıl parıl olacak.

Nemlendirici işe yarar mı?

Cildiniz çok kuru ise nemlendirici losyon yerine krem kullanmanızda yarar var. Kremlerin içinde bulunan zengin yağ bileşimlerinin kuru olmayan ciltlere ağır geldiği biliniyor. Ancak, özellikle kış mevsiminde kuru olan ciltleri rahatlatıyor.

Püf noktası: Cildinizin nemini bütün gün korumak için fondöten gibi görünen renkli nemlendiricilerden kullanın. Böylece yüzünüz hem bakımlı görünür, hem de kurumaz.

Dirsekler neden kirli gibi görünüyor?

Cildin bu bölgelerinin deri yapısı oldukça kalın. Ölü deri hücreleri bu bölgelerde grimsi bir tabaka oluşturuyor. Banyo sırasında bir bezle veya kese ile o bölgeleri ovuşturarak temizleyin. Böylece ölü hücrelerden cildinizi arındırın.

Püf noktası:Yüzünüz için kullandığınız peeling ürünlerini 2 günde bir dirsekleriniz için de kullanın. Gece yatmadan onları hafifçe peeling ile ovun, temizleyin ve ardından nemlendirici sürün. Bebek gibi bir cilde sahip olacaksınız.

Ellerim çatlıyor

Özellikle kuru bir cilde sahipseniz el kremini düzenli bir şekilde hergün kullanın. Sabahları evden çıkmadan önce ve akşam eve geldikten sonra günde iki kere ellerinizi kremleyin.

Püf noktası: Günlük el kreminiz ile aktardan bulabileceğiniz kayısı yağını ya da badem yağını karıştırın. Akşamları ellerinize bu karısımdan sürüp yatın. Elleriniz kışın artık çatlamayacak.

Gönderen: modernkadin | Şubat 4, 2010

Dudaklarınızı ateşleyin!

Baştan çıkarıcı bir renge sahip ruj kadar, onu nasıl sürdüğünüz de çok önemli. İşte işin sırları!

Dudaklarınızın güzel görünmesini istiyorsanız her şeyden önce kurumuş ve çatlamış olmamalarını sağlamalısınız. Bunun için yanınızda taşıyacağınız bir çatlak kremini (lipstick) gerektiğinde sürmeniz yeterli olacaktır. Makyaja başladığınızda dudaklarınız çatlak olmamalı çünkü çatlak dudaklarda, ruj tabaka gibi kalkar ve çok kötü görünür.

- Özellikle kışın, ruj seçiminizi dudak koruyuculu olanlardan yapmalısınız. Bazı pudralı rujlar güzel görünmelerine rağmen dudaklarınızı kurutabilirler. Parlatıcı tarzda olanları seçerseniz, dudaklarınızı da nemlendirirler.

- Ruj sürmeye başlamadan önce ne kadar hafif makyaj yapıyor olsanız da dudak kalemi kullanmalısınız. Doğru sürülen bir dudak kalemi makyajın naturelliğinden hiçbir şey eksiltmez. Tersine, rujun kalıcılığını arttırır.

Dudak kalemi

- Dudaklarınız inceyse kalemi dudağın biraz dışından çekebilirsiniz ancak bunu abartmayın.

- Kalemin ucunun biraz küt olması daha yumuşak bir etki yaratacaktır.

- Keskin ve koyu renkte kalem çekilmesi dudaklarızın doğallığını bozacaktır, günlük makyajda bundan kaçının.

- Dudak kaleminizi rujun üstünden de sürebilirsiniz, bu iki rengin daha iyi kaynaşmasını ve çizginin yumuşamasını sağlar.

- Makyaj uzmanları genelde rujun fırça ile sürülmesini tavsiye eder ama bunu özellikle günlük makyajınızda yapmasanız da olur.

Üstünden geçin

- Ruju sürerken dudak kalemininde hafifçe üstünden geçmelisiniz, sürdükten sonra dudaklarınızı biririne yapıştırıp biraz hareket ettirirseniz de olur. Rujun fazlasını da bir parça mendille alırsanız daha pürüzsüz görünürler. Sürdüğünüz rujun kalıcı olmasını istiyorsanız kolay çıkmayan long-lasting rujlardan kullanabilir yada dudaklarınızın kuruma problemi yoksa rujdan önce biraz pudra sürebilirsiniz.

- Rujun rengine gelince, modadan önce kendinize, yaptığınız makyaja ve gideceğiniz yere uygun olmasına dikkat edin. Mesela kahverengi tonlarında far kullanmışsanız kırmızı yada pembe değil yine kahverengi tonlarında bir ruj kullanın. Gündüz, fazla iddialı renklerden kaçının, dudak renginizden biraz daha koyu yada biraz daha açık, ‘ruj sürdüm’ diye bağırmayan doğal renkleri tercih edin.

 

Gönderen: modernkadin | Şubat 4, 2010

Giysileri doğru temizleme kılavuzu

Triko yıkamanın püf noktaları, tüylenen kazaklara ne yapılmalı, kumaşların parlaması önlenebilir mi?

Parlayan kumaşlara karşı

Etek ve pantolonlarınızda parlaklıklar oluşuyorsa, bu kısımları yeni kesilmiş bir patatesle iyice ovalayın. Kuruduktan sonra fırçalayabilirsiniz. Parlaklıktan eser kalmaz.

Sararan giysiler için

Sararmaya başlayan beyaz giysilerinizi bir kaşık oksijenli su kattığınız 1 litre ılık suda 1 saat bekletin.

Triko yıkamanın sırları

İster yün, ister merserize, ister sentetik iplikle yapılmış olsun, her örgüde ortak bazı kurallar vardır:

- Her zaman için, sadece ılık su kullanın, durulamada bile. Durulamada sık sık değiştirerek bol su kullanın.

- Giysileri sabunlu suya iyice daldırın ve çitilemeden nazik bir şekilde yıkayın.

- Örgü giysileri asla sıkmayın. Aksi takdirde giysileriniz elastikiyetini kaybeder ve deforme olurlar. – Islak örgü giysilerinizi sıkmayın, kuru bir havlunun üzerine yayın. Üzerine de ikinci bir havlu koyun ve havlunun üstüne basarak fazla suyu alın. Sonra giysinizi, ısı kaynaklarından uzak bir yere koyun.

Ütü yaparken

Ütü yaparken, ütüleyeceğiniz gömlek, etek gibi giysilerin altına çarşaf, perde, havlu gibi geniş örtüler yayarsanız ikisi birden aynı anda ütülenecektir.

Kadife giysilerin temizliği

Kirlenmiş koyu renk kadife elbise ve pantolonlarınızı tuzla temizleyebilirsiniz. Temiz bir fırçayı temiz ve kuru bir tuza batırarak giysinize kuvvetle sürün. Lekeler gidecek, kullanılmaktan doğan parlaklık kaybolacaktır. Ayrıca eskiyip de parlayan pantolonlarınızdaki bu parlaklığı gidermek için ütü bezini sirkeli suyla ıslatın, sonra çok sıcak su ile ütüleyin. Parlaklığın tamamen kaybolduğunu göreceksiniz.

Örgüleri ütülerken

En iyi ütüleme metodu, giysini altına nemli bir bez yaymak ve üzerine hafif, kuru bir bez koymaktır. Kuru bezin üzerinden fazla bastırmadan ütüyü geçirin. Sıcak ütüyü asla yünün üzerine direkt olarak koymayın. Örgüyü hep tersten ütüleyin.

Tüylenen kazaklar

Eğer kazaklarınız eski bir görünüme bürünüp, üzerinde yer yer iplik kümecikleri oluştuysa üzülmeyin. İşte size yepyeni ve yumuşak bir kazak elde etmenin yolu: Önce elinizle iplik kümeciklerini ayıklayın. Sonra kıl bir fırça ile örme yönünün tersinde kazağınızı fırçalayın. Kazak ipliklendikcçe bu işlemi tekrarlayın. Kazağınızın yepyeni olduğunu göreceksiniz.

Eski Gönderiler »

Kategoriler